News - TR

29 Ekim 2007 Pazartesi

CUMHURİYET BAYRAMI BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE KUTLANIYOR.

BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE KUTLADIĞIMIZ CUMHURİYET BAYRAMI ÜLKEMİZİN NE KADAR GÜÇLÜ OLDUĞUNU BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ.TEK EKSİĞİMİZ BİR VE BERABER OLMAK.ZİRA HACI BEKTAŞ'I VELİ'NİN DEDİĞİ GİBİ:
Bir olalım,iri olalım,diri olalım.


Doğum günün kutlu olsun...Öğretmenim


Yolun yarısına geldiğini söylüyorsun.Buraya kadar yaşadığın güzellikleri düşün ve gelecekte seni ne kadar çok güzelliğin beklediğini tasavvur et.Sevdiklerinle beraber nice doğum günlerine.....
sevgilerimle...

27 Ekim 2007 Cumartesi

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.


CUMHURİYET

Ey Bizlere Bu Günü Kazandıran Şehitler,
Ey Hürriyet Yolunda Can Veren Koçyiğitler.

Ey Kahraman Atatürk, Sizlere Minnettarız,
Rahat Rahat Uyuyun Nöbette Bizler Varız.

Canımızdan Azizdir Bıraktığın Emanet,
Cumhuriyet Şereftir, Namustur Cumhuriyet.

Ateş İçinde Doğduk, Uyku Bize Yaramaz,
Ölüm Bile Arasa, Bizi Evde Bulamaz.

Tarlada, Fabrikada, Kışlada, Okuldayız,
Fakat Hep Bir Emelde, Bir Yönde , Bir Yoldayız,

Bu gün Hürriyet İçin Kore'yi Vatan Bildik,
Edirne, Çanakkale, İzmir-Ardahan Bildik.

İnandığımız Yolda Çiğneriz Dağı, Düzü,
Hak Edenin Bağrına Saplarız Süngümüzü.

Harikalar Yaratır, Bir Damlacık Türk Kanı,
Dünyalar Alkışlıyor, Bir Avuç Kahramanı.

O Bir Avuç Kahraman Biliyor Tarihini,
Onu Muzaffer Eden Şanı, Kanı Ve Dini.

Seve Seve Bırakıp Köydeki Ocağını,
Göz Kırpmadan Veriyor, Kolunu Bacağını.

O Böyle Haşroldukça Hürriyetle, İmanla,
Türk Yurdu Yükselecek Her gün Şeref Ve Şanla.

İmanlı Göğüslere Karşı Dağlar Duramaz,
Coşarsak Selimize Dünyalar Bent Vuramaz

Türk'üz, Düşman Üstüne İşte Böyle Akarız,
Yirmi Milyon Ateşiz, Yirmi Dünya Yıkarız.

Ey, Ölümsüz Atatürk, Şerefisin Milletin
Bekçisiyiz Tek Kalsak, İnan Cumhuriyetin

BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR

Ölüm dili her yeri kapladı ...

Pazar sabahı Murat Yetkin arayıp Dağlıca'da 12 şehit olduğunu haber verdiğinde bir süre nefessiz kaldım.
12 can. Elbette ateş düştüğü yeri yakıyor ama bu ateş çok, gerçekten çok uzun zamandan beri yanıyor, o yüzden değip geçmediği, yakıp tarumar etmediği yerimiz de kalmadı galiba.
Haberi aldığımda bir lokantadaydık, etrafımızdakiler de duydu, eşim de. Herkesin gözünde bir üzüntü ve eşzamanlı olarak da bir öfke dalgasını görmedim desem yalan olur.
Anlaşılan bu 'öfke' hali çok yaygın. Daha o günden başlayarak Türkiye'nin dört bir yanında sokak gösterileri başladı, PKK ve terör lanetlendi. Gösteriler hâlâ da sürüyor.
Tabii teröre öfke duyulması, bu öfkenin de barışçı bir biçimde dışa vurulması her bakımdan çok iyi. Ama maalesef daha ilk günden itibaren bizim öfkemiz pek de barışçı biçimde dışa vurmadı kimi yerlerde.
Pek çok şehirde ve ilçede öfkeli kalabalıklar PKK'ya yakın gördükleri Demokratik Toplum Partisi binalarına yöneldi, yer yer polis bu kalabalıkları güçlükle kontrol edebildi, bazı yerlerde de edemedi, binalar darmadağın edildi.
Bir büyük kentimizde bir Kürt kökenli vatandaş tarafından işletildiğine inanılan bir market tarumar edildi ve yağmalandı.

Yeri gelmişken söylemek gerekir; kitleler uzun zamandan beri sokağa çıkmaya teşvik ediliyor, onların içlerinde öfke biriktirmeleri isteniyordu. Geçmişte kitleleri bu yönde teşvik eden açıklamaları, bildirileri yok sayamayız.
Ama şimdi anlaşılıyor ki, bu tehlikeli bir silahtır, en büyük tehlikesi de kontrol edilemez olmasından kaynaklanır. O yüzde taa pazar gününden beri muhtelif seviyede 'devlet büyükleri' kalabalıkları 'itidalli' olmaya çağırıyorlar. Devletimiz, ansızın Sivas, Çorum ve Kahramanmaraş olaylarını hatırladı. Sokakta, internette klavyesi başında veya daha vahimi televizyonda mikrofon önünde insanlar ölümden, öldürmekten, savaştan çok ama çok kolay söz ediyorlar. Bu zehirli kelimelerin ağızlardan bu kadar kolay, bu kadar fütursuzca çıkmasını izlerken insan donup kalıyor.
Biz pazar günü hayatını kaybeden evlatlarımıza mı üzüldük ve onların ölmelerine mi öfkelendik, başka bir şeye mi?
'Gidelim, Barzani'ye ceza verip dönelim' deniyor.
Şu sıralar Atatürk'ün moda olan bir sözü var: 'Söz konusu olan vatansa gerisi teferruattır.' Elbette öyledir ama Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyup konuşun: Türkiye PKK terörü tarafından çok daha kötü durumlara sokulmuşken yapılmayan konuşmaları şimdi yapmanın, o zaman söz konusu olmayan paniği şimdi yaşamanın âlemi var mı?
Hatırlamıyor musunuz, bir zamanlar ülkemizde girilemeyen yerler vardı, silahlı ve zırhlı araçlardaki askerlerin bile gece geçemediği anayollar vardı, gece yarısı evlerinden alınıp bir daha cesedi bile bulunmayan vatandaşlarımız vardı, günde 24 saat çalışan işkencehaneler vardı, anne karnında öldürülen bebekler vardı, okulları yakanlar vardı...
Demiyorum ki bugünkü halimize şükredelim; hayır, terör belasından bir an önce kurtulmalıyız. Ama farkında değil miyiz, kontrolsüz öfkemizle kendimizi terörden bin beter ve aslında terörün de tam istediği türden bir belanın içine sokmaya çalışıyoruz bugünlerde.
Vakit tam da herkesin ağzından veya kaleminden çıkanı insan kulağıyla duyması gereken vakit.
İsmet Berkan-Radikal
Zaten bir türlü tanımadığımız düşmanlarımızın istediği ülkeyi karıştırıp,bizi birbirimize düşürmek.Unutmayalım:kontrolsüz güç güç değildir.Türkiye'nin en güvenli bölgelerinde arabalarına bayrak asıp,maç kutlaması yapar gibi şehir turu yapmanın ,kalabalığın içinde sel gibi sağa sola zarar vererek akmanın kimseye faydası olmayacaktır.Ben Şırnak'ta,Şanlıurfa'da,Elazığ'da Türk Bayrağını alıpta yürüyüş yapan,terörü lanetleyip,ülkesine bağlılığını gösteren tüm vatandaşlarımızı gerek birliğimize bağlılığı gerekse de cesaretlerinden dolayı kutluyorum.Öfkemize hakim olmalıyız...Sokaklarda çığlık atmak yerine ,birlik beraberlik içinde olalım.Cumhuriyet Bayramını fırsat olarak değerlendirelim...Son 25 yılımızı zehir eden,binlerce masum insana hayatı zehir eden,35000 şehidimizin hayatına mal olan bu belayı çözmesi gerekenleri uyaralım,onlara baskı yapalım,anları harekete geçirecek akılcı uygulamalar bulalım....70 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti'nin bunu çözecek gücüde cesareti de var.Artık çözün,artık kan akmasın....
Sonucu neye mal olursa olsun,tüm Türkiye Çözüm istiyor.Artık boşlaf edebiyatı yapmayın.İster askeri,ister siyasi,ister ekonomik...ne gerekiyorsa yapın...Yeterki birşeyler yapın...Boş boş inançsızca konuşmayın....

Hakkâri'den Rojbin yazıyor: "Yeter!"

Dün gece sizin yaşadığınız yer nasıldı; sonbaharın hüzünlü güzelliği oralarda nasıl yaşandı bilmiyorum; ama ben ve buradaki binlerce kişi dün geceden beri uyumuyoruz. Helikopter sesleri ile bölünen uykumuz, ölümün havasına karıştı ve bir daha gözümüze uyku girmedi.
Sizlere ölümün şehrinden, Hakkâri'den yazıyorum. Yüreğim yangın yeri.
Ölüm... Gencecik insanların ölümü. Sebebi ne olursa olsun hayata kapanan gözler. Bir daha umut edemeyecek, yaşayamayacak, gülemeyecek, sevemeyecek onlarca gencecik insan dün burada toprağa düştü. Adına şehit deyin, onurlandırmak için ne derseniz deyin, ama ölüme onur vermekle öleni geri getiremiyoruz.
Onlar öldüler ve yoklar. Ben ve buradaki birçok insan bunun anlamını çok iyi biliyoruz. Ve bir tek kelime edebildik göz yaşlarımızı zaptetmeye çalışarak: Yeter!
İçim acıyor. Ben bu ülkede bir insan, bir kadın ve bir vatandaş olarak, yürek ve vicdan sahibi olduğunu düşünen biri olarak üstüme düşeni yaptım mı diye soruyorum.
Susmayan helikopter seslerinde ve her gelişlerinde beraberlerinde getirdikleri ölü ve yaralılarda kendi kusurumu aramaktan yorgun düştüm. Vicdanım acıyor. Ölenlerin ve öldürenlerin ülkesi olmamalı burası. Bilelim ki dökülen her damla kanın rengi kırmızı... Ölüm acısının rengi her yerde ve her yürekte aynı tarifsizlikte ağır ve unutulmaz.
Ve bilelim ki acının, kanın hemen ardında kendini gösteren intikam duygusu ve nefret, bizleri sonsuz karanlığa gömecek kazma küreklerdir.
Bugün evimizin yanında nöbet tutan askerlerin yüzlerini görmemek ve utanmamak için dışarıya çıkmakta direndim. Yüzlerindeki tedirginliği, korkuyu ve bana bakarkenki endişeyi görmekten utandım. Yine sokakta, bana çaresizlik içinde dönen yüzleri ve soruları, her sese sinen acıyı duymamak için dışarı çıkamadım.
Acaba çok mu pasif kaldım? Acaba yapacak bir şey, edecek bir söz var mıydı?
Ben o sözü aramak ve o sözü etmek için yeterince gayret ettim mi?
Yapacak ne var diye yeterince kafa yordum mu?
Vicdanım beni sorguluyor. Utanıyorum! Ölümün ülkesinde bu atmosferde sessiz ve soluksuzca ölümü seyretmekten çok utanıyorum.
Devlet, siyaset ve yüksek devlet menfaati diye bir tarafa atamıyorum artık; ben kişi olarak ne yaptım diye kendimi yerden yere vuruyorum. Vicdanım beni çok acıtıyor.
Nasıl olacak bilmiyorum, ama yeter artık! Ben ne helikopter sesi, ne silah sesi, ne de ölümün nefesini ve havasını solumak istiyorum. Ben kimseye düşman olmak ve kimsenin düşmanı olmak istemiyorum. Ama ölüme seyirci kalmak ve ölümün ülkesinde yaşamak, ölümün havasını solumak da istemiyorum.
Bu ülkenin ölümden, öldürmekten, nefretten, düşmanlıktan, şehitlik ve teröristlikten başka sunacak seçenekleri olmalı insanlarına.
Vicdan sahibi insanlar olarak konuşmalı, haykırmalı ve tüm bunlara yeter diye çığlık atmalıyız. Sesime ses verin. Henüz söz bitmedi, biz daha sözümüze başlamadık. Vicdanım ağlıyor ve ben boğazımda düğümlenen çığlıklarıma hükmederek sadece dua edebiliyorum.

Harici diskte yeni nesil

Bilgisayara yeni bir disk takmak sıradan kullanıcılar için hiç kolay sayılmaz. İşte olayı tersine çeviren bir icat.....HDD

Bilgisayarınızda hiçbir zaman bitmeyecek iki ihtiyaç kalemi var: Bellek ve sabit disk. Ne kadar fazla olursa olsunlar bu iki bileşenin artmasının her zaman bir faydasını göreceksiniz. Üstelik her yeni işletim sistemi ve yazılımla ister istemez yükseltilmeleri gerekiyor.
HDD Stage Rack adlı bu yeni aksesuvar, bilgisayarınıza USB üstünden bağlanan bir beşikten (cradle) oluşuyor.
Üstüne yerleştirdiğiniz 2,5 ya da 3,5 inçlik sabit disklerse otomatik olarak yeni bir sürücü şekilnde sisteminiz tarafından tanınıyor. Kapasiteleri çoğu zaman sınırlı harici disklere kıyasla çok daha akıllıca (ve ekonomik) bir seçenek olduğu kesin.


Resimdeki gibi ister backup olarak kullanın ,isterseniz de taşıma olarak düşünüle bilir.Artık 150 gramlık ,el kadar bu makinalarla isterseniz her türlü bilginiz yanınızda.Diğer taraftan video,müsic ve fotograflarınızı burada saklayarak bilgisayarınızın performansını artırabilirsiniz.
120 GB 2,5" Harddiskli Hdd Player ( Dvd,Divx,Vcd,Mp3,Mp4,Jpeg)

Hem External harddisk hemde Divx player birarada hemde 120 Gb Harddiski içinde

Tüm medya arşivinizi gömlek cebinizde taşıyın. içine 200 divx film veya 60.000 mp3 sığdırabilirsiniz.
İster televizyondan , ister direk projeksiyona , isterseniz direk bilgisayar monitorüne bağlayarak altyazı desteği ile film ( ü,ğ,ş,ç,ö harfleri destekli değildir) izleyebilirsiniz.
Uzaktan kumandası ile ileri geri sardırma,durdurma, atlatma,zaman girme gibi komutları oturduğunuz yerden verebilirsiniz.
Bu tarz bir hdd media player özelliği olursa 200-300 ytl,media player özelliği olmayanlar ise..150-200 ytl arasına temin edilebilir..

20 Ekim 2007 Cumartesi

Köklü Anayasa Değişikliği için Referandum Yarın

Cumhurbaşkanının Halkın Seçmesi ve Bunun Yöntemine İlişkin Köklü Değişiklikleri Kapsayan Anayasa Değişikliği Paketi, Yarın Halk Tarafından Oylanacak


-Cumhurbaşkanının halkın seçmesi ve bunun yöntemine ilişkin köklü değişiklikleri kapsayan anayasa değişikliği paketi, yarın halk tarafından oylanacak

-Oylamada mühür, değişikliklerin kabulü için beyaz zemin üzerindeki evet yazısının üzerine, değişikliklerin reddedilmesi için ise kahverengi zemindeki hayır yazısının üzerine basılacak

-Yüksek Seçim Kurulu'nun belirlediği seçim yasakları da bu gece yarısından itibaren uygulanmaya başlayacak. Oy verme günü her türlü alkollü içki satışı yasak olurken, referandumla ilgili olarak saat 18.00'e kadar hiçbir haber ve yorum yayınlanamayacak. 18.00- 21.00 saatleri arasında sadece YSK kararları yayınlanabilecek. Yayın yasağı YSK'nın yeni bir kararı olmadığı durumda saat 21.00'de sona erecek


ANKARA (ANKA ) – Türkiye'de parlamenter sistem içinde ilk kez cumhurbaşkanını halkın seçmesine ilişkin köklü bir değişiklik öngören anayasa değişikliği için yarın referandum yapılacak. Referandumda ayrıca cumhurbaşkanının görev süresi ve milletvekilleri seçimlerine ilişkin de değişiklik hükümlerine ilişkin hükümler de bulunuyor.

11 Eylül'den bu yana gümrük kapılarında referandumda yeralan değişiklikler için oy kullanılıyor. Buna karşılık, referandum metninde yeralan 11. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin hükümlerin, geçen hafta Mecliste yapılan anayasa değişikliği ile iptal edilmesinden sonra YSK, yeni bir takvim belirlemeye gerek olmadığına karar verdi.

-OYLAMA SAATLERİ-

Halkoylaması, doğu ve güneydoğu illerinde saat 7.00'de başlayacak ve 16.00'da sona erecek. Diğer illerde oy vermenin başlangıç ve bitiş saatleri ise 8.00 - 17.00 olarak belirlendi.

- OY RENKLERİ -

Oylamada mühür, değişikliklerin kabulü için beyaz zemin üzerindeki evet yazısının üzerine, değişikliklerin reddedilmesi için ise kahverengi zemindeki hayır yazısının üzerine basılacak.

- SEÇİM YASAKLARI-

Yüksek Seçim Kurulu'nun belirlediği seçim yasakları da bu gece yarısından itibaren uygulanmaya başlayacak. Oy verme günü her türlü alkollü içki satışı yasak olurken, referandumla ilgili olarak saat 18.00'e kadar hiçbir haber ve yorum yayınlanamayacak. 18.00- 21.00 saatleri arasında sadece YSK kararları yayınlanabilecek. Yayın yasağı YSK'nın yeni bir kararı olmadığı durumda saat 21.00'de sona erecek.

- ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ -

Halkın oyuna sunulan anayasa değişiklik paketinde, yeralan değişiklikler şunlar:

-TBMM 4 YILDA YENİLENECEK: Milletvekili genel seçimleri beş yıl yerine, dört yılda bir yapılacak.

-184 OY YETECEK: Meclis Genel Kurulu, yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde üye tam sayısının en az üçte biri (184) ile toplanacak. Anayasada başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verilecek,ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tam sayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamayacak. Bu değişiklikle, 22 Temmuz seçimi öncesinde Anayasa Mahkemesi'nin Mecliste cumhurbaşkanı seçiminde en az 367'yi karar yeter sayısı olarak kabul eden kararın yinelenme imkanını da ortadan kaldırılıyor.

-CUMHURBAŞKANINI HALK SEÇER: Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin Anayasanın 101. Maddesinin birinci fıkrası, şu şekilde değiştirildi: "Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir."

-5 YILLIĞINA İKİ KEZ: Anayasanın 101. maddesinde yapılacak bir başka değişiklikle, cumhurbaşkanının görev süresi yedi yıldan beş yıla indirildi. Ayrıca bugüne kadar anayasada bulunmayan bir hüküm konularak, cumhurbaşkanlarının ikinci kez seçilmesine imkan sağlandı.

- CUMHURBAŞKANI ADAYI NASIL GÖSTERİLECEK?-

- Anayasa değişikliği ile halkoyuyla yapılacak cumhurbaşkanı seçiminde izlenecek yöntem de yeniden belirlendi. Buna göre, Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi, yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile mümkün olacak. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde 10'u geçen siyasi partiler ortak aday gösterebilecekler.

- HALKOYUYLA CUMHURBAŞKANI SEÇİM SÜRECİ-

- Anayasanın 102. Maddesinde yapılan değişikliğe göre, cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanacak. (Ankara Haber Ajansı) 20.10.2007

Şişmanlığın tek nedeni fazla yemek mi?

17 Ekim 2007 Çarşamba

REFERANDUM MU? O DA NE?

5 gün sonra referandum var, ama seçmenlerin çoğu referandumun içeriğini bilmiyor. Çoğunluk sadece cumhurbaşkanlığı için sanıyor


GÖKHAN KARAKAŞ, GÜLAY FIRAT, TAHSİN AKSU, MEHMET AKİF ERDEM, OSMAN KARA İstanbul

Türkiye, 5 gün sonra, 21 Ekim Pazar günü referandum için sandık başına gidiyor. Ancak, referandumun içeriği konusunda kafalardaki soru işaretleri hâlâ aydınlanabilmiş değil. İstanbul'un farklı semtlerinde farklı kesimlerden 70 vatandaşa referandumun içeriğini sorduğumuzda, sandık başına gidecek olanların çok büyük bölümünün referandumun hangi değişiklikleri içerdiğini tam olarak bilmediğini gördük. Referandumun hakkında bilgi sahibi olanların büyük bölümü ise sadece cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik oy verileceğini zannediyor.


KADIKÖY

Hacı Çelik (Bina görevlisi): "Haberim var. Bu hafta sonu sanırım. Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle yapılıyor. Hayır oyu vereceğim, çok iyi anlatamadılar zaten."
Vural Gündoğdu (Otomotiv): "Biliyorum. Bu pazar cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılıyor. Evet oyu vereceğim, halk seçmeli."
Taner Kurdoğlu (Esnaf): "Cumhurbaşkanlığı seçimi için oy vereceğiz. 'Evet' diyeceğim."
Ali Kibar (Tamirci): "Haberim yok. İçeriğini ve tarihini bile bilmiyorum. Hiç oy vermeyeceğim."
Hande Çıracı (Sekreter): "Hiç haberim yok. Ne için yapıldığını ve tarihini bilmiyorum."
İsa Kapucu (Emekli): "Haberim yoktu. Yeni haberim oldu, oy verir miyim bilmiyorum."
İsmet Kurt (Esnaf): "Haberim var. Cumhurbaşkanını halk seçmeli."
Ziya Çakmakçı (Oto elektrikçisi): "Haberim var. Tarihini ve içeriğini bilmiyorum. Oy vermeyeceğim, bize masraf yine."
Sevim Gürsoy (Tercüman): "Haberim var. Cumhurbaşkanlığı seçimi için oy verilecek ama tarihini bilmiyorum. Hayır oyu vereceğim, pakette tam olarak ne var bilmiyorum."
Ahmet Önem (İşletmeci): "Haberim var. İçeriğini bile anlatamadılar. 'Hayır' diyeceğim."
Nuran Şahin (Muhasebeci): "Haberim var, Cumhurbaşkanlığı seçimini oylayacağız. Evet oyu vereceğim"
Hüseyin Başer (Mağaza sorumlusu): "Evet haberim var, bu hafta sonu cumhurbaşkanlığı seçimi için oy vereceğiz."


SULTANAHMET

Hakan Eğinci (Turizmci): "Seçimden haberim var. Sandığa gidip evet oyu vereceğim."
Ramazan Koçak (Esnaf): "Cumhurbaşkanını kimin seçeceğinin belirlenmesi için sandığa gidilecek. Oyum, evet."
Yunus Tunç (Emekli): "Cumhurbaşkanı seçimi için referandum yapılacak. Bu hafta sonu yapılacak. Sandığa gidip evet oyu kullanacağım."
Bayram Elmacı (Tamir ustası): "Seçimden haberim yok. Ne için yapılacağını da bilmiyorum. "
Tunçay Evren (İnşaat mühendisi): "Cumhurbaşkanı seçimi ve anayasa değişikliği için sandığa gidilecek. Hayır kullanacağım."
Mine Evren (Emekli komiser): "Bu hafta sonu yapılacak. Sandığa gitme konusunda henüz karar vermedim."
Muhammet Kara (Pazarlama): "21 Ekim'de sadece cumhurbaşkanını halk mı seçsin, Meclis mi seçsin diye referandum yapılacak."
Ahmet Karslı (Avukat): "Cumhurbaşkanının seçimi konusunda sandığa gidilecek. Bu hafta yapılacak."
Yusuf Acar (Kimya mühendisi): "Neden sandığa gidileceğini net olarak bilmiyorum."
Bahar Kazancı (Öğrenci): "Seçimin nedenini tam olarak bilmiyorum."
Hülya Tanca (Muhasebeci): "Yeni anayasa ve cumhurbaşkanlığı seçimi için."


ATATÜRK HAVALİMANI

Ramazan Kandemir (İhracat uzmanı): "Referandumdan haberim var. 21'i mi, 22'si miydi? 22 Ekim'di. İçeriği hakkında bilgi sahibiyim. Cumhurbaşkanını kim seçecek? Halk mı seçsin, Meclis mi seçsin?"
Veysi Aktaş (Ticaret): "Referandum yapılacağından haberimiz var. Bu ayın 22'sinde yapılacak. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili yapılacak. Ancak sadece cumhurbaşkanlığı değil. 101. ya da 103. madde hakkında da yapılacak. Oy kullanacağım."
Erdener Teknecioğlu (Serbest meslek): "Referandumdan haberim var. 21 Ekim'de yapılacak. Dün akşam öğrendiğime göre yanılmıyorsam 12. Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilip seçilemeyeceği için referandum yapılacak."
Hüseyin Kurşun (Esnaf): "Referandumdan tabii ki haberim var. 22'sinde yapılacak diye biliyorum. Anayasa değişikliği gibi birşey. Tam olarak kimsenin bilgisi yok ki benim olsun."
Zeynep Müge Ateş (Esnaf): "Haberim var. 21 Ekim'de yapılacak. Genel seçimlerin süresinin kısaltılması. Cumhurbaşkanlığının görev süresinin kısaltılması, anayasayla ilgili olan kısmı çıkarıldı bildiğim kadarıyla. Oy kullanacağım."
Resime Akdemir (Ev hanımı): "Referandum yapılacağı ile ilgili bir bilgim yok. Ne zaman yapılacağını da bilmiyorum. O yüzden oy kullanmayacağım."
Veli Demir (Turizmci): " Yanılmıyorsam 21 Ekim'de, vatandaş bilgilendirilmedi. Cumhurbaşkanını 5 yıllığına halk seçsin. Seçilen cumhurbaşkanı da ikinci kez 5 yıl daha seçilebilsin. Buna evet mi diyorsunuz, hayır mı diyorsunuz? Bildiğim kadarıyla budur."


KARAKÖY - BEYOĞLU

Deniz Karcı (Tercüman): "Evet biliyorum. 21 Ekim'de cumhurbaşkanının halk tarafından seçilip seçilmemesi ile ilgili olacak. Mevcut düzenleme bence yeterli, halk tarafından seçilmesi ile halk tarafından seçilen milletvekilleri tarafından seçilmesi arasında, teknik olarak ne gibi bir fark doğabilir ki? Cumhurbaşkanı seçiminin halk tarafından yapılması, başkanlık sistemi olmayan bir ülkede yapılması bana anlamlı gelmiyor."
Şefiye Şahnaoğlu (Bilgisayar mühendisi): "Cumhurbaşkanı seçimleri için oy vereceğiz, sanırım ekim sonu gibiydi. Olmamalıydı. Bugüne kadar gelinen noktada iyiye yönelik bir işaret değil gibi geliyor bana. Geçtiğimiz genel seçimlerde de beklediğimiz gibi güzel bir noktaya gelmedik. Toplum olarak bu noktada olmamalıyız. Türkiye'de yapılması gerekenler ilgililer tarafından yapılmadığından bu noktaya geldik."
Ayşe Sıdıka Sirer (Avukat): "İki gündür üzerinde uğraştığım metni zarfa koyup 'hayır' yerine bunu atacağım sandığa. Belirsizlik ve 11. Cumhurbaşkanı için ek maddeyle ilgili, daha fazla konuşamam. Erdoğan'ın amacını teyit eden bir sonucun çıkması halinde bundan sonraki günlerin, daha karanlık ve bizim için daha endişe verici olacağını düşünüyorum."
Kasım Yılmaz (Güvenlik görevlisi): "21 Ekim'de Anayasa değişikliği ve cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olacak. Evet çıkacak, ama hayır çıkmasını istiyorum. Cumhurbaşkanını yine Meclis'in seçmesi gerekir, zaten Meclis'i seçen halk."
Levent Polat (Avukat): "Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci ve anayasadaki birkaç konudaki madde halkoyuna sunulacak. Katılmayacağım, çünkü referandum Anayasa'nın olmazsa olmazlarına aykırı bir referandum. Cumhuriyetin temel değerleriyle oynanan bir süreçte referandum da bu oyunun bir parçası. Sağduyulu bir şekilde Meclis çalışması olarak ele alınmalı."
Tanıl Atay (Kasap): "Referandumdan haberim yok. Valla biz ülkeyi tamamen hükümetin ellerine bıraktık, ne isterlerse yapsınlar. Cumhurbaşkanı seçimi için referanduma gidilecekse, o zaman niye cumhurbaşkanı seçildi ki. O zaman daha önce seçilmeliydi. Şimdi değil, önceden olmalıydı, geçti artık."
Ümit Özkaya (Kuyumcu): "Bence doğru bir karar, halk seçsin. Yeri geldiğinde, en büyük kararı halk verir diyorlar, o zaman halk versin. Söz halkınsa referanduma gidelim, kimse de bundan rahatsız olmasın."
Cemal Çalışkan (Simitçi): "Referandumdan haberim yok. Niçin yapıldığını, ne zaman olduğunu bilmiyorum. Yine aynı cumhurbaşkanı kazanır."
Şenol A. (Kamu çalışanı): "İnsanların oylarının yardım paketleriyle ipotek edildiği ülkemizde cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi önerisi, demokratik olarak görülse de böyle bir şey söz konusu değildir."
Aydın Dinç (Serbest meslek): Haberim var. Bu hafta sonu yapılacak. Ana maddesinin cumhurbaşkanlığı olduğunu biliyorum, ancak detayı hakkında bilgim yok. Katılacağım ve ret oyu vereceğim.
İlhan Gezer (Satış Koordinatörü): Cumhurbaşkanlığı ve anayasa paketi değişikliği ile ilgili olduğunu biliyorum. Seçimde hayır oyu kullanacağım.


BAKIRKÖY - BAĞCILAR

Nurettin Has (Simitçi): "Ne olacağını bilmiyorum, TV'lerden konuyla ilgili açıklama bekliyorum. Oy kullanacağım ama evet deyince ne olacak, hayır deyince ne olacak bilmiyorum."
Mevlüde Uğur (Ev hanımı): "Referandumun ne zaman yapılacağını bilmiyorum. Ne için yapılacağını da bilmiyorum. Oy kullanırım ama neye göre evet ya da hayır diyeceğim, bilmiyorum."
Haşim Hançerli (İşçi): "Referandum 21 Ekim'de yapılacak. Yasaların değişmesi ve cumhurbaşkanını Meclis mi, halk mı seçsin diye oylama yapılacak. Oy kullanacağım."



Referandumda neyi oyluyoruz?

Anayasa değişikliği paketinde şu düzenlemeler yer alıyor:

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi.
Aynı kişinin iki kez cumhurbaşkanı seçilebilmesi.
Cumhurbaşkanının görev süresinin 7 yıldan 5 yıla indirilmesi.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin, cumhurbaşkanının görev süresi bitmeden önceki 60 gün içinde tamamlanması.
Genel seçimlerin 5 yıl yerine 4 yılda bir yapılması.
TBMM'deki seçimler dahil tüm oturumların 184 milletvekili (TBMM üye tamsayısının üçte ikisi) ile açılması.

REFERANDUMA HAZIR MIYIZ?

Milliyet

Türk halkının beş gün sonra sandığa giderek, Türkiye'nin yönetim sisteminde köklü bir değişikliğe yol açacak bir anayasa referandumu için oy kullanması gerekiyor.
Ancak, toplumun önemli bir bölümünün referandum keyfiyetinden haberdar olmadığı, haberdar olan vatandaşların azımsanmayacak bir bölümünün ise ne konuda oy kullanacağını bilmediği anlaşılıyor.
Türkiye, seçimleri tetikleyen büyük bir kutuplaşmadan sonra 22 Temmuz'da gerilimli bir dönemi geride bırakmış, ardından Abdullah Gül Çankaya Köşkü'ne çıkmıştır.
Bu sancılı dönemin hemen ertesinde, Türk halkının kendisini, cumhurbaşkanının seçim yöntemini konu alan bir referandumla ilişkilendirmekte zorlandığı söylenebilir.
Referandum, aynı zamanda TBMM'nin sınır ötesi operasyon için hükümete yetki vermekte olduğu, ayrıca ABD Kongresi'nde "Ermeni soykırımı" karar tasarısının gündemde asılı durduğu bir döneme rastlıyor.
Zamanlamanın çok isabetli olmadığına hükmetmek yanıltıcı olmaz.
***
Meselenin başka düşündürücü yönleri de var. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin, Türkiye gibi kuvvetli bir parlamenter sistemin yürürlükte olduğu bir demokraside ne ölçüde isabetli olduğu tartışmalıdır.
Bir siyasal tasarımın en önemli aktörlerinden birinin seçimini tek başına bütünden koparıp düzenlediğinizde, o aktörün eski tasarıma aynen uyacağını beklemek yanıltıcı olur. Sistem, sonuçta bir yamalı bohçaya dönüşebilir.
Doğrusu, sistemin bir bütün olarak yeniden tasarlanması ve cumhurbaşkanının konumunun -yetkileriyle birlikte- bu yeni tasarım bağlamında düzenlenmesi olmalıydı. Bu düzenleme, herhalde, 2008'e sarktığı anlaşılan yeni anayasanın konusu olacaktır.
Sorunun gerisinde, 22 Temmuz öncesinde başlamış olan bir inatlaşmadan vazgeçilmemesi yatıyor. İnatlaşmalar, ne yazık ki demokrasimizi daha da kırılgan hale getiriyor.
***
AKP iktidarının halkoyuna sıkça başvurma yönündeki niyetlerinin ilk denemesi olarak da görülebilir pazar günkü referandum. Bu niyetler, çoğunluğun her istediğini yapmaya muktedir olduğu şeklinde özetlenebilecek bir demokrasi anlayışını yansıtıyor.
Bu yaklaşım, demokrasinin denetim ve dengeleme işlevlerinin maalesef güdük kaldığı Türkiye açısından ciddi sakıncalar taşıyor. Bu sakıncaların başında ülkemizin ihtiyaç duyduğu konsensüs kültüründen uzaklaşması geliyor.
Referandumların her zaman en sağlıklı sonuçları verip vermediği de ayrı bir tartışma konusudur. Örneğin, 1987 referandumunda Türk halkının yüzde 49.8'i siyasi yasakların sürmesi gibi antidemokratik bir tercihten yana oy kullanabilmiştir.
Arada 90 binlik fark olmasaydı, askeri rejimin koyduğu yasaklar yürürlükte kalacak ve dünya demokrasi literatürünün problemli durumlarından biri ortaya çıkacaktı.
Pazar günü yapılacak referandumun düşük bir katılım oranıyla gerçekleşmesi, oylamanın değerini de ciddi bir şekilde gölgeleyebilir.
Zararın neresinden dönülse kârdır.

Avrupa ülkeleri sigarayı yasaklıyor

Avrupa Birliği'nde sigaraya yasak getiren ilk ülke İrlanda'dır. İrlanda'da 2004 yılı mart ayından bu yana lokantalarda, kahvelerde, kamuya açık tüm mekânlarda sigara içmek yasak.
İrlanda'yı İsveç, Malta ve İtalya izledi. Bilindiği gibi İtalyanlar sigaraya çok düşkündü. İtalyan erkeğinin ve kadınının ağzından sigara eksilmezdi. Şimdilerde İtalya'da lokanta ve kahveler dahil, kamuya açık tüm mekânlarda sigara içilmiyor.
Avrupa'da sigara alışkanlığının en yaygın olduğu ülkelerden biri de Belçika idi. Belçika'da 1 Ocak 2007 tarihinde sigara yasağı başladı. Sağlık kurumları elemanları lokanta ve kahvelerde sıkı denetim uyguluyor.
Deutsche Welle (Almanya'nın Sesi) radyosunun internet sitesinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Danimarka, İngiltere, Finlandiya, Estonya ve Letonya'da sigara içme yasağı bu yaz aylarında başladı.

Avrupa'da sigara içen azalıyor
Fransa'da ise sigara içme yasağı işyerlerinde uygulanıyor. Önümüzdeki yıldan itibaren lokanta ve kahvelerde de sigara içilemeyecek.
Bulgaristan ve Yunanistan'da da kamuya ait binalarda sigara içme yasağı var ise de, yasağın uygulanmasının iyi denetlenemediği bildiriliyor.
Bilindiği gibi Almanlar da sigaraya pek meraklı idi. Ama 1 Eylül'den bu yana Almanya'da da sigara yasağı başladı. Almanya'da da kamu binaları ve toplu taşıma araçlarında sigara içmek yasaklandı.
Adı "Vatandaşları Pasif İçiciliğin Zararlarından Koruma Yasası" olan yeni yasayla, tütün ve tütün mamullerinin satışında eskiden 16 olan yeni yaş sınırı 18 yaşa yükseltildi. Yasaklara uymayanlar 1000 euro'ya kadar para cezası ödeyecek.
Geçen ay İngiltere'de yürürlüğe giren yeni karayolları kanunuyla, araç kullananların direksiyon başında cep telefonuyla konuşmaları ve sigara içmeleri yasaklandı.

Bizde sigara tüketimi artıyor
Kamuya açık mekânlarda sigara içmenin yasaklanmasından sonra, aracına binenlerin, direksiyon başına geçer geçmez sigaralarını yaktıkları, sigara içerken dikkatlerinin dağılması nedeniyle kazaya neden oldukları belirtiliyor.
Tabii olarak direksiyon kullananlar için getirilen sigara yasağı, özel araç kullanıcılarından çok, uzun yol şoförlerini ilgilendiriyor. Yeni kanuna göre, direksiyon başında sigara içerken kazaya karışan sürücüler, kazada ölüm veya yaralanma olması bile, "dikkatsiz araç kullanma" maddesi kapsamında 2 bin 500 İngiliz lirası (yaklaşık 5 bin YTL) ceza ödeyecekler.
Geliniz görünüz ki, Avrupa Birliği'nde olan biteni aynen izleme çabasındaki Türkiye'de sigara yasağı bir türlü gündeme gelemiyor.
Türk halkının aktif ve pasif sigara dumanının yarattığı hastalıkları, kanser konusundaki gelişmeleri duymasına, izlemesine rağmen kamu kesimi bu konuya ilgi göstermiyor. Özellikle genç kuşaklar giderek daha yaygın şekilde sigara tüketiyor.

guras@milliyet.com.tr

Kaz Dağları(Türkiye'nin oksijen deposu)

Ege'nin akciğeri, oksijen deposu yemyeşil Kaz Dağı, "altın arama" gerekçesiyle delik deşik edilecek.
Gerçek amaç bu ise yörenin yeşil dokusuna ve kristal gibi temiz havasına neler olabileceğini Haluk Şahin'den yansıtayım... (Radikal/15.10.07)

''Kaz Dağı'nın eteklerinde 1 trilyon ton kadar kayayı kazıp, sağa sola saçacaklar; Çanakkale ve ilçelerinin kullandığı kadar suyu yok yere tüketecekler; buralara 300-400 bin ton siyanür koklatacaklar; çıkaracakları 250-300 ton altını buradaki şirketlerinden yurtdışındaki merkezlerine ucuza satmış ve zarar etmiş gösterip vergi kaçıracaklar; bu sayede Toronto ve New York borsalarında birilerine 3-4 milyar dolar kazandıracaklar.
Bu bir sınavdır: bakalım dünyanın en kaz kafalı milleti biz miyiz?''

2B yağmasına hazırlık mı?
Ancak...
Bu konuda da kuşkuluyum.
Bin dolaylarında maden arama izni ile ormanlık alanlara ruhsat yağması yaşanmakta olduğu yolunda iddialar yoğun.
Amaç; ormanlık alanda binlerce delik açmak, ağaçları kesmek, yeşil dokuyu tahrip etmek ve bu alanları "orman vasfını kaybetmiş arazi" haline dönüştürmek olabilir mi?
2B yasası yolda...
Orman vasfını yitirmiş araziler yapılaşmaya açılacak.
O zaman... Güzelim ormanlar beton istilasına açılacak.
Oteller, moteller, villalar...
İktidar partisinin Genel Başkan Yardımcısı, yeşil alanı imara açarak rant sağlıyorsa, başkaları da "Kaz Dağı'nı yolunacak kaz mı bellemişler" diye kuşku duyulabilir.
"Böyledir" iddiasında değilim.
Fakat...
Tekrarlayayım...
Ciddi kuşkularım var.
Ruhsatlar dağıtılıyor ama denetimin nasıl yapıldığına dair "tık" yok.
Tutun ki, altın arayıcılar bunu, inanarak ve içtenlikle yapıyorlar...
Peki... Çevre Bakanlığı, çevrecilik adına o ruhsatların verilmesini samimiyetle içine sindirebiliyor mu?
Ruhsatlarla çevre politikaları arasında bir koordinasyon var mı?
Ruhsat verilen ormanlık alanların "maden arama" bahaneleriyle delik deşik edilerek, karartılarak "orman vasfını yitirmiş araziye dönüştürülmesini ve 2B yasası çıktığında betonlaşmaya açılmasını" engelleyecek hangi önlemler alındı?


İŞTE YAPTIK BE BİRADER
Ermenistan'ın ilk Başbakanı Kaçaznuni'nin 1923'te Taşnaksutyun Partisi Kongresi'ne sunduğu rapor nedeniyle yoğun mail'ler ve telefonlar almaktayım.
Kaçaznuni raporunda özetle "Önce biz silahlandık, Ruslarla birleşerek Türkleri arkadan vurduk. Öldük. Öldürdük. Türkiye'nin tehcir kararı doğruydu" ifadesini kullanmıştı.
Bu raporu yansıtan kitabın İngilizce baskısının ABD Temsilciler Meclisi üyelerine ve senatörlere dağıtılması yolundaki çağrım üzerine çeşitli başvurular oldu.
Doğrudan sonuca ulaşabilecek olanlarını yansıtayım...
Sayın Ayduk Koray, "Türkiye için bu hizmetin yapılması amacıyla tüm giderleri karşılamaya hazır olduğunu" bildirdi.
Kitabı yayımlayan Kaynak Yayınları, bu amaç için kullanılmak koşuluyla kitap bedelini yüzde 50 indirdi.
Ünlü markalar için spor giyim üreten sanayici Sayın İbrahim Benli, geçen yıl 40 sanayici dostuyla birlikte 80 bin euro toplayarak kitabın Fransızca, Almanca ve İngilizce baskılarından 10 bin adedini İsviçre, Fransa, Almanya ve İngiltere kamuoyu önderlerine ulaştırdıklarını açıkladı. Şimdi de "Aynı kitabın 10 bin adedini ABD Temsilciler Meclisi üyelerine ve kamuoyu önderlerine ulaştıracağız" diye bir not gönderdi.
Ve işadamı Sayın Zeynel Abidin Erdem, konuyu omuzladı.
Yıllarca yönetiminde olduğu Türk Amerikan Dernekleri tarafından gerek kitapların satın alınması, gerek ABD Temsilciler Meclisi üyelerine ve senatörlerine dağıtılması için gerekenin yapılacağını söyledi.
Derneklerin başkanı Atilla Pak da Amerika'dan arayarak devreye girdi.
Onlar arasında bir koordinasyon kurularak bu hizmet gerçekleşiyor.
Çok sayıda mail'den birinde kitabın ABD'de dağıtılması için "devlet yapamıyorsa, sen yap birader" diye yazıyordu.
İşte yaptık be birader!..

gunericivaoglu@milliyet.com.tr

İstanbul 2007

İşte İstanbul...

Tarih 14 Eylül 2006... İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Alibeyköy Deresi'nin ıslah çalışmalarının tamamlanması nedeniyle düzenlenen törende konuşuyor:
"Kamulaştırma bedeli dahil toplam 49 milyon YTL'ye mal olan dere ıslah projesinin tamamlanmasıyla Alibeyköy'deki sel baskınları tarihe kavuşmuştur."
Topbaş'ın ardından kürsüye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geliyor. O da şunları söylüyor:
"Her yağmurdan sonra buradaki kardeşlerimizin büyük sıkıntılar çektiğini biliyoruz. Alibeyköy Deresi ıslahı tamamlanmış ve bu sorun tarihe gömülmüştür."
Aradan bir yıl geçiyor. 2007'nin Ekim ayına geliyoruz... Şeker Bayramı'nda İstanbul'a yağmur yağıyor. Yağmur alan yerlerden biri de tabii Alibeyköy.
Gazeteler ertesi gün yağmurun Alibeyköy bilançosunu şu başlıkla veriyorlar:
"Alibeyköy'ü yine sel bastı. 4 ölü var, 255 konut sular altında kaldı. Maddi hasar çok büyük."
* * *
İstanbul'un en büyük belediyesinin başkanı ve Başbakan bir dere ıslahı projesinde böylesine yanılıyor veya yanıltılıyorlarsa... Varın gerisini hesap ediniz... Bu arada Anakent Belediyesi'ni bu duruma düşüren firma ile ilgili de ses seda çıkmıyor.. O firmaya hesap sorulmayacak mı? Yoksa yandaş firma mıydı?

Financial Times gazetesine göre her 10 Türkten 9'u ABD'ye karşıymış.
Öyleyse Türkiye'yi yüzde 46.6 değil, yüzde 10 yönetiyor...
Haldun Ertem

ABD Dışişleri Bakanı Rice:
"Türkiye'nin adımlarını minimize etmeye çalışıyoruz" demiş.
Bu sefer çuvalı başımıza değil, ayaklarımıza geçirmeye çalışıyorlar.
Akif Kökçe


Pepe'nin itirafı...
Eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, kendi bakanlığı döneminde çıkan maden arama kanunuyla ilgili olarak diyor ki: "Bu kanunla Türkiye'de doğayı tabiatı korumak mümkün değil. Anasına kızan evden çıkıp taşocağı ruhsatı alıp ormanın en güzel yerinde arama yapıyor. Ben bu konuyu daha önce Sayın Başbakan'a da iletmiştim. Kendi bakanlığım döneminde 150 - 200'e yakın taş ocağı ruhsatını beklettim... Bu kanun değişmeli..."
Başbakan uyarılmış ama faydası olmamış. Neden? Bu yasa kimlerin ekmeğine yağ sürüyor? Başbakan yasanın arkasında kimlerin hatrına duruyor?


ABD - AKP işbirliği!
Ankara'daki ABD Büyükelçisi Ross Wilson, Washington Post'a yaptığı açıklamada: "Türk yetkilileri, tasarı geçerse alabilecekleri veya almayı düşündükleri hiçbir somut tedbiri bizimle görüşmediler" diyor.
Anlaşılan bizimkiler bırakın "Ya Ermeni lobisi ya Türkiye" gibi kesin bir tavır koymayı, karşı tarafa küçük bir blöf dahi yapmamışlar...
Dün ayrıca "ABD Başkanı Bush tasarının geçmemesi için büyük çabalar gösterdi, Pelosi'yi telefonla aradı" haberleri de balon çıktı. Bush, Pelosi'yi aramamış. Hem AKP hem ABD sadece Türk halkının gözünü boyuyorlar...


Düşman başına!
Ülkenin en büyük sorunu olan PKK terörüyle ilgili iktidarın politikası nedir? İşbaşına geldiği günden bu yana AKP iktidarı, o iktidarın başı ile diğer yetkilileri bu konuda neler yaptı, neler söyledi? Deniz Baykal, dünkü grup toplantısında bunu şöyle özetledi:
"2002'de iktidara gelir gelmez ilk yaptıkları iş hapisteki teröristleri serbest bırakan Eve Dönüş Yasası'nı çıkarmak oldu... Hiçbir işe yaramadı. Erdoğan yakın zamanda birkaç kez PKK konusunu ABD Başkanı Bush ile görüştü. Bir görüşme sonrası, 'Bush'u PKK ile mücadelede kararlı gördüm' dedi... Asker sınır ötesi harekât için Meclis'ten karar çıkarılmasını istediğinde, 'İçeride 5 bin, dışarıda 500 PKK'lı var. İçeriyi hallettik mi ki dışarıyı halledelim' dedi. Bu arada kimi AKP yöneticileri, '24 kez sınır ötesi harekât yapıldı ama sonuç alınamadı' şeklinde konuşarak sınır ötesi harekâta karşı çıktı... Bütün bunları yapan ve söyleyenler şimdi sınır ötesi harekât izni için Meclis'e tezkere gönderdi."
Ne tutarlı, ne kararlı terör politikası değil mi?
* * *
Sınır ötesi operasyon için Meclis'ten tezkere çıkıyor. AKP bu tezkereyi kamuoyundaki baskılar sonucu mecburen çıkarıyor. Tezkere aylar önce askerler istediği zaman çıkarılsaydı caydırıcılığı olurdu. Bundan sonra caydırıcılığı ne olabilir? Sırf caydırıcılık sağlamak için bir sınır ötesi operasyona girişilebilir ki... Onun sonuçları da bugünkünden fazla baş ağrısı yaratabilir. PKK sınır ötesinde bizi mi bekleyecek? Üstelik arazi harekâta elverişsiz... Bütün dünya karşımızda...
Yapılması gereken, aylar önce, ani bir hava saldırısıyla Kandil Dağı'ndaki PKK kamplarını bombalamaktı. Kararlılık gösterisi oydu. Zaman zaman İsrail'in yaptığıydı... Ne yazık ki iktidar ile TSK arasında eşgüdüm sağlanamadığından bu tür etkili hamleler yapılamıyor. Hep geç kalınıyor... AKP'nin ABD yönetimini darıltmama endişesi sağlıklı karar alınmasına engel oluyor... Bundan sonrasını yönetmek daha da zor... Tanrı bizi korusun...

AKP hükümeti uluslararası arenada, Iraklı aşiret reislerinden sonra Ermeni diyasporasına da yenildi... "Çok geziyor" diye yapılan eleştirilere "Bizimki turistik gezi değil, küresel güç olma yolunda uluslararası diplomatik ilişkiler kuruyoruz" diyen Başbakan Erdoğan gezmelerinin meyvelerini topluyor!
Gülhan Elmas

14 Ekim 2007 Pazar

Mekanınız cennet olsun.Allah sevenlerinize sabır versin..

Artık Kan dökülmesin...Artık bitsin.Artık bitirin....Sayın yetkililer;gözünüzü,kulağınızı tıkayıp sadece iftar yemekleri vererek,sadece bayramlarda şehitleri ve şehit ailelerini hatırlayarak bu sorun çözülmez.Bu sorunun çözümü için ne gerekiyorsa(askeri,siyasi,ekonomik)yapılmalıdır.Zira dünyada hiçbir şey bir şehidi geri getirmez,ki bu uğuda 35.000 şehid verdik.Artık analar ,babalar,kardeşler,oğullar,kızlar VATAN SAĞOLSUN demiyor.Zira ateş düştüğü yeri yakıyor.Gençler vatan için canını veriyor ancak vatanı korumak,yönetmek için sorumluluk almış iktidarlar basiretsiz bir şekilde sadece iftar yemekleriyle,bayram hediyeleriyle günü kurtarmaya çalışıyor.Artık bu sorunu çözmek zorundasınız. Zira bunun hesabını hem bu dünyada hemde ahirette vereceksiniz....
video

11 Ekim 2007 Perşembe

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.


Mübarek ramazan bayramınızı kutlar,sevinç ve mutluluk dolu nice bayramlar dilerim.

10 Ekim 2007 Çarşamba

7 Ekim 2007 Pazar

Süper ince televizyon yolda



Japon elektronik devi Sony ultra ince televizyonu Aralık'ta piyasaya çıkarıyor.
Japon elektronik devi Sony, organik ışık yayan diyot (OLED) teknolojisi kullanarak geliştirdiği ultra ince televizyonu Aralık'ta piyasaya çıkarıyor.

Yenilik ve icatlar konusundaki şöhretini canlı tutmak isteyen ve Amerikan Apple ile Japon Nintendo karşısında son yıllarda rekabet konusunda sıkıntılar yaşayan Sony şirketinin yeni kuşak televizyon ekranının kalınlığı sadece 3 mm. Kendisini aydınlatan ve arkadan ışığı ihtiyacı bulunmayan organik görüntü ekranı, iki levha arasında çok ince bir organik malzeme katmanından oluşuyor ve LCD ekranlarından daha az elektrik tüketiyor, daha parlak görüntü sağlıyor ve çeşitli açılardan rahatlıkla izlenebiliyor.

Eni 25,1 cm ve boyu 14,1 cm olan OLED teknolojisiyle üretilmiş bu televizyon 200 bin yen (yaklaşık 2 bin 170 YTL) fiyat etiketiyle piyasaya çıkacak.
Kaynak:

Uzaydan tüm dünyaya iyi haber var



Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Antarktika üzerindeki ozon tabakasındaki deliğin, bu yıl yüzde 30 oranında küçüldüğünü açıkladı. Ancak bilimadamları yine de temkinli..
04 Ekim 2007 04:00
Yazı boyutunu büyütmek için


ESA'dan yapılan yazılı açıklamada, Envisat uydusu tarafından yapılan ölçümlerin, geçen yılki rekor düzeydeki 40 milyon tonluk kayba karşılık bu yıl ozon tabakasındaki kaybın 27,7 milyon ton olduğunu gösterdiği ve stratosferdeki ozon tabakasındaki deliğin yüzölçümünün, geçen yılki 29,5 milyon kilometrekareye karşılık bu yıl 24,7 milyon kilometrekare olarak ölçüldüğü belirtildi.

Açıklamada, "Delik her zamankinden küçük olsa bile, bundan ozon tabakasının iyileştiği sonucunu çıkaramayız" denildi. Bilim adamları, ozon tabakasındaki deliğin küçülmesini ısının doğal değişimlerine ve atmosferin dinamiğine bağlıyor ve bunun uzun vadeli bir eğilimi yansıtmadığını düşünüyor.

Antartika'daki buzulların eridiğinde dünya'daki tüm denizlerin ortalama 60 metre yükseleceğini biliyo muydunuz?
Kaynak: haber7

DUMAN ALTI OLMANIN ZARARLARI


DUMAN ALTI OLMANIN ZARARLARI

Duman altı olanlarda, astım ve solunum yolu hastalıkları riski yüksek.

Lancet tıp dergisinde yer alan ve duman altı olanlarla ilgili yapılan araştırmada, bu kişilerde astım ve solunum yolu hastalıkları riskinin yüksek olduğu bildirildi.

Sigara içmeyen ancak duman altı olanlarla ilgili yapılan araştırmalar, bu kişilerde astım ve solunum yolu hastalıkları riskinin yüksek olduğunu ortaya koydu. Lancet tıp dergisinde yer alan araştırmada, sigara içmeyenlerin, içenlerin dumanına maruz kalmaları durumunun, birçok ülkede ve özellikle iş yerlerinde yaygın olduğu belirtildi.

Araştırmada, iş yerinde duman altı olanlar ile astım arasında bağlantı kurulduğu belirtilerek, başta iş yerlerinde olmak üzere toplum içinde sigara içmeyenlerin dumana maruz bırakılmamalarının, solunum yolu sağlığı açısından önemli olduğuna dikkat çekildi.

ABD, 16 Avrupa ülkesi, Avustralya ve Yeni Zelanda’da 8 bin kişi üzerinde yapılan araştırma sonuçları, duman altı olanların oranının, İspanya’da yüzde 53 ile en yüksek ve İşveç’de yüzde 3 ile en düşük olduğunu gösterdi. Ağzına sigara sürmemiş yetişkinler üzerinde yapılan araştırmanın temel bulgusunu, duman altı olmanın her yerde yaygın olduğu oluşturdu.

Araştırmaya göre sigara içmenin yaygın olduğu İtalya, İspanya ve diğer güney ve orta Avrupa ülkelerinde duman altı olanların sayısı daha yüksek çıkarken, İskandinav ülkeleri, Avustralya, Yeni Zelanda ve ABD’de bu oran daha azalıyor.

SIGARAYI BIRAKTIRACAK 10 NEDEN


SIGARAYI BIRAKTIRACAK 10 NEDEN

Sigarada 401 çeşit zehir ve 43 çeşit kansere yol açan madde bulunduğunu açıklayan uzmanlar, insanları sigarayı bırakmaya yöneltebilecek 10 nedeni açıkladı. Sigaranın kalp, kanser ve solunum yolları hastalıklarına yol açtığına işaret eden, bu nedenlerin bile tiryakileri alışkanlıklarından vazgeçiremediğini belirten araştırmacılar, aşağıdaki nedenlerin, birçok insana sigarayı bıraktırabileceğini savunuyor.

Sigarayı bırakma konusunda insanları etkileyebilecek 10 neden şöyle sıralandı:

1- Sigara ikdidarsızlığı körüklüyor.

Sigaranın kan dolaşımını yavaşlattığı ve ereksiyonu engellediği araştırmalarla kanıtlandı. Araştırmacılar genellikle erkek tiryakilerin, cinselliği sigaraya tercih edeceklerini söylüyorlar.

2- Yüzde kırışıklıklara yol açıyor.

Sigaranın cilt hücrelerine oksijen ve besin gitmesini önlediğini ve ağız civarında dikey kırışıklıklara yol açtığını açıklayan uzmanlar, güzelliğini korumak isteyenlere sigarayı bırakmalarını öneriyorlar.

3- Sigara içenlerde diş kaybı daha çok görülüyor.

Sigara tiryakilerinde erken yaşlarda diş kaybının daha çok görüldüğüne değinen uzmanlar, ayrıca dişlerde leke meydana getiren sigaranın, nefesin kötü kokmasına yol açtığını ve ağızda bakteriler oluşturduğunu belirtiyorlar.

4- Sigara sinüs yollarına hasar veriyor.

Sigaranın sinüs yollarına hasar verdiğini açıklayan araştırmacılar, sigara içenlerin içmeyenlere göre daha az koku aldığını, sigaranın burun duyusunu azalttığını kaydediyorlar.

5- Sigara kemik yoğunluğunu azaltıyor.

Sigaranın kemik yoğunluğunu azaltarak, osteoporosis hastalığına yol açabildiğini saptayan araştırmacılar, sigara içenlerde kalça kırılmalarının daha çok olduğuna dikkat çekiyorlar.

6- Sigara insanda depresyona girmiş havası yaratıyor.

Çoğu insanın stres ve depresyona karşı sigarayı kurtarıcı bulduğuna değinen uzmanlar, sigaranın insanı daha çok depresyonda gösterdiğini savunuyorlar. Araştırmacılar, depresyon içindeki insanlara sigaraya başvurmak yerine psikoloğa gitmelerini salık veriyorlar.

7- Sigara yangın nedeni.

ABD’de her yıl sigaradan 200 bin yangın meydana geldiğini istatistiklerle belirleyen uzmanlar, sigaradan meydana gelen yangınların yılda 1000 insanı öldürdüğünü, 3 bin insanın da yaraladığını açıklıyorlar. Sigaradan kaynaklanan yangınların, her yıl Amerika’da 300 milyon dolarlık hasara yol açtığı kaydediliyor.

8- Vücutta dolaşan oksijeni engelliyor.

Sigaranın, alyuvarların vücuda taşıdığı oksijeni engelleyerek, kalp hastalıkları ve inmeye neden olduğuna değinen uzmanlar, tiryakinin biraz şanslı olması durumunda ise el ve ayaklarda soğukluk ve ağrılı iğnelenmeler görüldüğünü belirtiyor.

9- Sigara bile bile ölüme götürüyor.

Sigaraya karşı yapılan kampanyalar ve bilimsel araştırmalar karşısında hala sigarayı bırakmayan tiryakinin, kendini bilerek ölüme attığı ifade ediliyor.

10- Sigara içen veli çocuğuna kötü örnek oluyor.

Çocukların genellikle anne ve babalarını taklit etmeye meyilli olduklarına değinen araştırmacılar, sigara içen anne ve babanın, aynı zamanda çocuğuna, sigara içmenin iyi bir şey olduğunu da vurguladığını belirtiyor. ABD’de her gün 3 bin çocuğun sigaraya başladığını açıklayan uzmanlar, sigaraya başlayan her 3 bin çocuktan bininin yetişkinlik çağında sigara ile ilgili hastalıklardan öldüğünü açıklıyorlar.

6 Ekim 2007 Cumartesi

ŞİŞMANLIK + ALKOL = YÜKSEK TANSİYON


ŞİŞMANLIK + ALKOL = YÜKSEK TANSİYON

Amerikalı doktorların yaptığı bir araştırma şişmanlık ve alkolün yüksek tansiyona yolaçtığını saptadı. Yüksek tansiyon ise kalp hastalıkları ile inme riskini arttırıyor

ABD de Virginia Teknik Üniversitesi nde yapılan araştırmalarda, şişmanlık ve aşırı alkol tüketiminin, kadın ve erkeklerde yüksek tansiyona yol açtığı saptandı.

Yüksek tansiyonun kalp hastalıkları ve inme riskini artırdığına değinen uzmanlar, vücüttaki yağ oranının azaltılmasıyla tansiyon sorunu riskinin azaltılabildiğini belirtti.

Aşırı kilo ve şişmanlığın kadınlarda yüksek tansiyon riskini yüzde 51, erkeklerde ise yüzde 71 artırdığı kaydedildi.

ABD de yaşayan siyahların yüzde 50 sinin yüksek tansiyon sorunu bulunduğunu belirten araştırmacılar, siyah kadının beyaz kadına göre yüzde 71 daha fazla yüksek tansiyon riski taşıdığını belirtti.

Araştırmacılar, etnik köken ve yaşlılığın yüksek tansiyon üzerinde önemli rol oynadığını da açıkladı.

65 yaşındaki kadın ve erkeğin, 40 yaşındaki kadın ve erkeğe göre yüzde 4.3 ve 6.9 arası daha fazla yüksek tansiyon riski bulunduğu kaydedildi.

Aşırı alkol tüketiminin kadın ve erkeklerde yüksek tansiyon riskini artırdığı, günde 4 kadehten fazla içki tüketen erkeklerde, içki tüketmeyen erkeklere göre yüksek tansiyon riskinin ikiye katlandığı bildirildi.

Kadınlarda ise günde 3 kadehten fazla içki tüketenlerde, içki tüketmeyen kadınlara göre yüksek tansiyon riski ikiye katlanıyor. Belirtilen ölçülerden daha az alkol tüketenlerde ise yüksek tansiyon riskinin artmadığı kaydedildi.

Araştırma raporu, New Orleans kentinde yapılan biyoloji kongresinde açıklandı.

Benim yârim gelişinden bellidir, Karacaoglan

KOŞMA 282

KOŞMA 282
Seherden uğradım dostun köyüne“
Hoş geldin sevdiğim, in!” dedi bana.
Domurcuk memesin verdi ağzıma,
“Yorgunsun sevdiğim, em!” dedi bana.

Benim yârim gelişinden bellidir,
Ak elleri deste deste güllüdür,
İbrişim kuşaklı ince bellidir
“İnce bellerimi sar!” dedi bana.

Benim yârim bana yalan söylemez.
Söylerse de gıybetimi eylemez.
İl yanında ikrârını söylemez
“İlleri uyut da gel!” dedi bana

Mestine de deli gönül mestine,
Âşık olan gül gönderir dostuna.
Telli mahramasın attı üstüme
“Terlersen sevdiğim, sil!” dedi bana

Karac’oğlan, sırrın kime danışır?
Siyâh zülfü mah yüzüne kıvrışır.
Ayrılanlar elbet bir gün kavuşur“
Ağlama sevdiğim, gül!” dedi bana

Karacaoğlan

Elif....Karacaoglan

Elif

İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif, Elif deyi...
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif, Elif deyi...

Elif’in uğru nakışlı,
Yavrı balaban bakışlı,
Yayla çiçeği kokuşlu,
Kokar Elif, Elif deyi...

Elif kaşlarını çatar,
Gamzesi sineme batar.
Ak elleri kalem tutar,
Yazar Elif, Elif deyi...

Evlerinin önü çardak,
Elif`in elinde bardak,
Sanki yeşil başlı ördek
Yüzer Elif, Elif deyi...

Karac`oğlan eğmelerin,
Gönül sevmez değmelerin,
İliklemiş düğmelerin,
Çözer Elif, Elif deyi...

Karacaoğlan

Sigara'nın dumanı...


SİGARANIN KISA TARİHÇESİ
Tütünün anayurdu Amerika'dır. Avrupa'ya Amerika'nın keşfi ile gelmiştir. Colombos ve arkadaşları 1511'de Tabaccos ismiyle İspanya ve Portekize soktular. 1560 senesinde Fransa büyük elçisi Jean Nicot Fransız sarayına ( Paris ) Tütün tohumlarını soktu. Tütün Fransa'dan Almanya'ya sonra da bütün dünyaya yayılmıştır. Nicot'un ününe izafeten tütün içindeki zehire Nikotin ismi verildi.

Birleşiminde nikotin ve dört bine yakın zehirli madde bulunan tütün bitkisinin kıyılmış, kurutulmuş ve kullanılmaya hazır duruma getirilmiş yaprağından sigara yapılır. Tohumu son derece küçük olduğu için önce fideliğe ekilen tütün sonra tarlaya aktarılır.

Tütün tohumu Osmanlı Devletine 1605-1606 senesinde yabancı gemilerle getirilerek ilk tütün ekimi Selânik Vilayetinin Yenice Vardar kasabasında yapıldı. 4. Murad zamanında tütün yasaklandı. Katip Çelebi Sultan Murad'ın mücadelesine şöyle anlatıyor.

"... Sonra Sultan Murad'ı rabi asrının sonlarında kötülüklerin kapısını kapamak için kahvehaneleri kapattığı gibi yangınlar çıktığı için tütüne de yasak getirmişti. Halk yasağı dinlemediğinden hünkar buyuruğuna aykırı gitmek suçundan içenleri cezalandırmak gerekti. Giderek kişi yasak nesnenin üzerine daha çok düşer dediklerince içmeye hırs ve rağbet artıp bu suçtan nice adem yokluk ülkesine gönderildi..."

O devrin cerrahlar Şeyhi Hekim İbrahim efendinin de tütüne karşı büyük bir mücadele başlattığını, umumi ve hususi meclislerde en çok fatih camiinde vaaz ve nasihatler verdiğini, tütün aleyhinde fetva suretlerini cami duvarlarına astırdığını Katip Çelebiden öğreniyoruz. 1562'de tütün yasaklandı. 1574'de yurtiçinde istihsali serbest bırakıldı. Son yıllarda Türkiye'de altı yüz bin civarında aile (2,5 milyon kişi geçimini tütün ekiminden karşılamaktadır.

Dolardan kim kazandı?

Son yıllarda sadece Türkiye'de değil, neredeyse tüm gelişmekte olan ülke piyasalarında önemli kazanç fırsatları oluşuyor. Risk almayı seven yabancı yatırımcılar, dışarıdan getirdikleri doları içeride bozdurup önce yerel para birimlerine çeviriyor, arkasından ülkenin borsasına yatırıyor veya devlet tahvili alıyor. Parasını belirli bir süre bu yatırım araçlarında tutan yatırımcı bozdurduktan sonra tekrar gidip dolar alıyor ve ülkesinin yolunu tutuyor. Böylece hem ülkedeki borsa veya faizin getirisinden yararlanıyor hem de düşen kurla birlikte dolardan da kar yazıyor. Nasıl mı? Örnekle anlatalım...

Yılbaşında Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen bir yabancı yatırımcı 100 bin dolar getirip içeride bu parayı Türk lirasına çevirdi. O sırada kur 1.4155 seviyesindeydi ve yatırımcı 141.5 bin YTL'yi hesabına geçirip borsadan hisse aldı. Borsada endeks aynı dönemde 39 bin seviyesindeydi. Aradan dokuz aya yakın geçti ve yatırımcı dün itibariyle borsadaki hisselerini bozdurup Türkiye'den çıkma kararı aldı. Endeks dün 53 bin 561 puana yükselmişti ve yatırımcını parası aradan geçen dönemde YTL bazında 193.7 YTL'ye yükseldi. Bu parayı dünkü 1.2265'den dolara çevirdiğinde de eline tam 157.8 bin dolar geçti. Yani yatırımcı dolar bazında tam yüzde 57.8 kar elde etmiş oldu.

İTHALATÇILAR

Doların düşmesi ile birlikte dışarıdan mal getirip içeride YTL ile satanlar da önemli oranda gelir elde etti. Bir yandan maliyetleri devamlı düşerken, diğer yandan gelirleri sabit kaldı, hatta birçok üründe enflasyonla birlikte fiyatlar da arttı. Böylece genel hatlarıyla kar marjları yükselmiş oldu.

DOLAR KREDİSİ ÖDEYENLER

Yeni dönemin en çok kazananlarından biri de riske girip dolar kredisi kullananlar oldu. Her ne kadar önceki dönemlerde yaşanan krizlerden dolayı eli yanan tüketiciler çoğunlukla YTL bazlı kredileri tercih etse de bu kez mekanizma tersine işledi. Dolar kredisi alanlar hem YTL faizinin üçte biri oranında faizle kredi kullandı, hem de düşen dolardan dolayı aylık ödemeleri her geçen gün azaldı. Özelikle konut kredisi alanlar neredeyse bedava finansman maliyeti ile ev sahibi oldular.

İNŞAATÇILAR VE KONUT SEKTÖRÜ

Düşen dolar ile birlikte enflasyon ve faizler üzerindeki zincirleme etki, konut sektörünü adeta patlattı. Faiz oranlarının düşmesi ve vadelerinin uzaması ertelenmiş talep ile birleşince tam bir konut çılgınlığı yaşandı. Maketler üzerinden konutlar satıldı, insanlar konut alabilmek için uzun kuyruklar oluşturdu. Böyle inşaat firmaları ve müteahhitler özellikle son 3-4 yılda daha önce hiç olmadığı kadar iyi iş yaptı.

YTL'YE YATIRIM YAPANLAR

Bu dönemin en çok kazananlarından biri de faiz yatırımcısı oldu. Elindeki parayı bankada mevduat, repo veya Hazine bonosu olarak değerlendirip dolara hiç dokunmayanlar, enflasyonun iki katı kadar faiz geliri elde etti.

YURTDIŞI TUR OPERATÖRLERİ

Dolardaki düşüş ile birlikte yurtdışına gitmek çok daha ucuz hale geldi. Turların ve uçak biletlerinin dolar bazlı fiyatları değişmezken, YTL önünde giderek erimesi yurtdışı turları cazip hale getirdi. Birçok yurtdışı turunun fiyatı içeriye göre daha ucuz hale gilirken, bu durum müşteri taleplerine de yansıdı. Turizmciler, yurtdışına giden müşteri sayısında hızlı bir artış olduğunu belirtiyor.

ABD'Lİ İHRACATÇILAR

Doların euro karşısındaki değer kaybı ise en çok ABD'li ihracatçılara yaradı. Dolar bazında malların ucuzlaması ABD'de üretilen mamullerin fiyat cazibesini artırıyor. Bu durumun ABD'nin cari açığına da olumlu yansıması bekleniyor.

DOLAR KİMİ VURDU?

Elinde dolar olanlar

Elbette ilk sırada elinde dolar olanlar var. Yıllardır dolar tutmaya ve dolara yatırım yapmaya alışmış olan yatırımcılar bu kez büyük bir hüsrana uğradı. Her ne kadar ağustos ayındaki yükselişle birlikte Türk halkı elindeki doların bir miktarını bozdursa da halen bankalarda önemli bir miktarda dolar portföyü tutuluyor. Özellikle 2003 yılı başlarında ve 2006 ortalarında 1.70'li seviyelerden dolar alanlar çok ciddi zarar yazdılar. Sadece dolardaki düşüş değil aynı zamanda faizdeki getiriyi de göz önüne alırsak dolar tutmanın maliyeti çok yüksek oldu.

Dolar ile maaş alanlar

Türkiye'de bir dönem dolarla maaş almak önemli bir statü sembolü idi. yabancı şirketlerin üst düzey çalışanlarına verdikleri dolar bazlı maaşlar, bu şirketleri cazibe merkez haline getiriyordu. Özellikle de devalüasyon dönemlerine denk geldiğinde, çalışanların maaşları bir anda zirveye çıkıyordu. Ancak son yıllarda bu trend değişti. Dolarla maaş alanların ücretleri YTL karşısında erirken, artık birçok işyerinde maaşlar YTL'ye döndü. İşe yeni başlayanlar da öncelikle YTL'yi tercih eder hale geldiler.

Evini dolarla kiraya verenler

Yine bir dönemin en gözde kazanç kapılarından biri evsahiplerinin evlerini dolarla kiraya vermeleri idi. Özellikle lüks konutlar için yapılan bu uygulama ev sahiplerine oldukça iyi paralar kazandırmıştı. Ancak yeni döneme adapte olamayan ve eski alışkanlıkları sürdüren ev sahipleri bu kez hüsrana uğradı. Dolardaki aşağı gidiş, kazançlarını önemli oranda etkiledi. Eskiden dolarla kiraya verilen evlerde herhangi bir şekilde zam oranı konuşulmaz ve işin akışı dolara bırakılırken, artık ev sahipleri özel kontratlar yapıp dolar üzerinden de zam talep etmeye başladı.

İhracatçılar

Dolardaki düşüş sürecinin en çok kaybedenlernden biri de ihracatçılar oldu. Özellikle fiyat konusunda zorluk çeken ve kar marjlarını düşüren ihracatçılar hayatta kalma savaşı veriyor. Ancak yaşanan düşüşe ve tüm zorluklara rağmen Türkiye'de ihracat rekor kırmaya devam ediyor. İhracatçılar 'bıçak kemiğe dayandı' derken, yaptıkları fedakarlıklarla ayakta kaldıklarını söylüyor.

Altın yatırımcıları

Dolardaki düşüşün vurduğu diğer bir yatırımcı tipi de altın tasarrufçuları oldu. 'Ben kağıda güvenmem, elimini altında altın olsun' diyen önemli bir miktarda geleneksel yatırımcı, dolardaki düşüş nedeniyle özellikle son dönemde yurtdışında rekorlar kıran altında beklediğini bulamadı. Altın fiyatları yurtdışında son 28 yılın zirvesine çıkmasına karşın doların düşüşü bu yükselişin içeriye yansımasını engelliyor.


Turizmciler

Girdisi YTL olup kazancı yabancı para cinsinden olan sektör son günlerde çok sıkıntılı. Turizmde ulaşılan rekor rakamlara karşın sektörün geliri aynı oranda artmadı. İçeride tüm malları YTL ile alan ve yine personele YTL üzerinden maaş ödeyen sektör, yatak ücretlerini aynı şekilde artıramadığı için yükselen maliyetleri son yıllarda sineye çekiyor. Sektörün kar marjı giderek daralıyor. Avrupalı ihracatçılar Doların euro karşısındaki değer kaybı ise en çok Avrupalı ihracatçıları etkiledi. Avrupalı politikacılar ve iş çevreleri, Avrupa Merkez Bankası'nın faiz politikası yolu ile duruma müdahale edip paritenin düşmesini sağlamasını istiyor. Pahalı euro ile ihracat yapmanın zorlukları Avrupalı şirketleri etkilerken, havacılık devi Airbus, işçi çıkartma yolu ile tasarrufa gidebileceklerini duyurdu.
kaynak:Faruk Gokcay

İsrail Nasıl Kuruldu?

Dünya Haritası...map of the world