Baş örtüsü gerçeği

Bu videoyu ne kadar beğenmişsem,youtube deki yorumlara o kadar üzüldüm.Allah inşaallah o yorumları yapan kardeşlerimizide en kısa sürede doğru yola ulaştırsın.

30 Haziran 2007 Cumartesi

Bilim Dünyasının son bulusu...

Elektrik kablosu ve priz tarih mi olacak?
Amerikalı bilim adamları, elektrik kablosu kullanmadan bir cihaza enerji iletmenin yöntemini buldu.

Massachusetts Institute of Technology'de (MIT) yapılan araştırmada, elektrikli cihazlara kablo kullanmadan elektrik iletebilen bir sistem oluşturan bilim adamları, enerji kaynağından 2 metre uzaklıktaki 60 vatlık bir ampulü kablo olmaksızın aydınlatmayı başardı.

Buluşlarını Science dergisinde yayımlayan araştırmacılar, enerjiyi, biri ampulde, diğeri enerji kaynağında bulunan iki bakır bobin arasında elektromanyetik dalgalarla iletti.

MIT'den Profesör Marin Soljacic başkanlığında yürütülen araştırmada oluşturulan sisteme, kablosuz elektrik sözcüklerinden türetilen "WiTricity" adı verildi.

Prof Soljacic, bu yöntemle iletilen enerjinin bir dizüstü bilgisayarı çalıştırmak için gerekli olandan çok daha fazla olduğunu belirtirken, iletilen enerji miktarının artırılması için sistemin daha da geliştirilmesi gerektiğini kaydetti.

Bilim adamları, bu yeni enerji iletim sisteminin özellikle geri dönüşümü sorun olan batarya probleminin çözümü için kullanılabileceğini belirtti.Buna karşın, elektromanyetik dalgalarla enerji iletim yönteminin bazı araştırmalara göre kansere yol açabilecek olması, sistemin yararlılığı konusunda endişeye sebep oldu.

Pazar Günü Fıkrası.......

Temel uçakla Trabzona gidecekmis. Oturmus bir yere rasgele... Asil yer sahibi gelmis;

Yer sahibi: Beyfendi burasi benim yerim kalkarmisiniz?

Temel: Hayir

Yer sahibi : Beyfendi burasi benim yerim kalkin

Temel: Hayir

Yer sahibi gider hostese basvurur.

Hostes: Beyefendi burasi sizin yeriniz degil kalkarmisiniz lütfen

Temel: Kalkmam

Hostes çare bulamayinca kaptana basvurur. Kaptan, Temel'in kulagina bisey fisildar ve Temel gecer arka tarafa oturur. Herkes hayret etmis biz bu kadar ugrastik kalkmadi acaba Kaptan nasil kaldirdi bunu. Dayanamayıp sormuslar kaptana:

Kaptan:
-Dedim ki Burasi Trabzon'a Gitmez.

Günün Fıkrası.....

Adam elindeki son 500 dolarla kumar oynamaya karar verir ve LasVegas'ın yolunu tutar... Ve inanılmaz bir talih; tam 3 milyon dolar kazanır. Hemen otel yönetiminin kendisine tahsis ettiği kral dairesine çıkar ve karısına telefon eder:
- "Hayatim, evde misin?"
- "Evet kocacığım."
- "İyi. Hemen hazırlan o zaman. Çabuk bavulunu hazırla. Kumarhanede tam 3 milyon dolar kazandım."
- Kadın sevinç dolu bir çığlık atar ?Ayyyyyyyyyyy harikasın!! Hemen hazırlanıyorum.. Peki ama nereye?? Paris?; Karayipler?; Acapulco?; Guney Amerika?..."
- Adam cevap verir: ? Umurumda değil. Sadece eve döndüğümde çoktan gitmiş ol . . .

İyi bir angut olmanın bazı seçkin örnekleri


İyi bir angut olmanın bazı seçkin örnekleri

Bir mağaza, yahut bir lokanta, yahut bir apartman kapısı gibi; ortak kullanılan bir kapıdan geçerken, arkadan gelen de rahat geçsin diye, kapıyı elinizle açık tuttuğunuzda; kibarlık gösterdiğiniz kişi, kapıdan geçip gider ve size gülümseyerek dönüp bir:
- Mersi, bile demezse...
* * *
Seçimlerde aday adayı olmaya kalkmış ve aday da olamamış biri; siyasete atılma isteğinin nedenlerini, yerli yersiz şöyle açıklıyorsa:
- Vaktiyle devlet için çalışmıştık; emekli olduktan sonra da, artık millet için çalışalım bari demiştik.
* * *
Azgın sıcaklarda, dönerli sandviç gibi aşırı yağlı ve karışık bir şeyler yediği için, kusmaya başlayan biri; ne asansörleri, ne klimaları çalışan özel hastanelerden birine gittiğinde; bir beyaz gömlekli kendisine:
- Hemen sizi bazı testlerden geçirelim; önce bir beyin tomografisinin, sonra bir kalp anjiyosunun, arkasından bir akciğer radyografisinin sonuçlarını görerek, bir de "MR"dan izleyelim durumu da; içimiz rahat etsin, diyorsa...
* * *
Olduğundan fazla görünme sakatlanmasına uğramış biri, her rastladığına:
- Geçen ay Özbekistan'a gitmiştim; bir hafta önce de Estonya'ya kadar uzandım; birkaç ressamla birkaç gazeteciye rastladım. Adamların dünyadan haberleri yok; vazgeçtik bizdeki seçim kampanyalarını, bizim başkentin adını bile bilmiyorlar. Oysa ben, her gün BBC'yi dinler, dünyada ne olup bittiğini izlerim. Gerçeği söylemem gerekirse, benim gözüm Almanları da pek tutmuyor; masalarda bira içip, kol kola sallanıp duran köylüler hepsi. Anladık iyi arabaları var; bendeki de o arabalardan biri. Araba yapmakla iş bitmiyor ki; asıl sorun, o arabalarla nereye kadar gittiğinde. Ben, benimkiyle Bombay'a kadar gittim; gibi bir şeyler anlatıyorsa...
* * *
Angutluğun çarpıcı örneklerinden biri de; kayak sporunu seven birine:
- Kayak yapmak nasıl bir duygu?
Tavlayı seven birine:
- Tavla oynamak nasıl bir duygu?
Ve bir yazı adamına:
- Yazı yazmak nasıl bir duygu?
Diye sormak...
* * *
Öfke patlamalarının yaygınlaşmasında da, angutluğun payı büyükmüş gibi görünüyor.
Bazı yorumlara göre de; Türkiye, ABD'deki "vahşi batı" dönemini yaşıyormuş. Demokrasi yerli yerine oturup iyice pekişinceye dek, öfke patlamalarının yaygınlaşması sürebilirmiş.
* * *
Sopalı, tabancalı, bıçaklı mahalle kavgalarını gördükçe; sayıları iyice artan orman yangınlarıyla, fabrika ve köy yangınlarını izledikçe; kimlerin hangi tür kazalarda nasıl öldüklerini duydukça; insanın kendi kendini uyarısı geliyor:
- Sakın ne angutluk gösterileri, ne öfke patlamaları, ne dumanları büyüyen alevler, enseni karartmasın...
* * *
Bunun da çaresi, hayatında ilk kez kente inmiş bir dağ çobanının hikâyesini hatırlamak.
Dağlardan ilk kez kente inmiş bir çoban; bir minareden ezan okunduğunu duyunca, oradaki takkeli, ak sakallı bir ihtiyara sormuş:
- Ne diye oralara çıkmış, bağırıyor bu adam?
* * *
Ak sakallı ihtiyar da anlatmaya başlamış:
- Ezan okunuyor; müminleri namaz kılmaya davet ediyor. İslamın şartlarını yerine getirmeyenler, namazlarını kılmayanlar; öteki dünyada katran kazanlarında yanacak ve zebaniler, başlarına durmadan topuzlar indirecekler; yalan söylemişlerin dillerini enselerinden kızgın kerpetenlerle çekecekler. Kıldan ince kılıçtan keskin Sırat köprüsünden geçemeyenler; ateşlerin içine, zebanilerin topuzları altına düşecekler...
* * *
Hayatında ilk kez böyle korkunç şeyler duyan dağ çobanı; afallamış bir yüz ve şaşkınlıktan büyümüş gözlerle, hemen sormuş ihtiyara:
- Bütün bunların bizim dağdaki koyunlara da, bir ziyanı dokunur mu?
* * *
Angutlukla, öfkeyle, demagojilerle kendilerini ziyan edenler, ededursun...
Nasıl olsa 21. yüzyılın küresel ve evrensel sofrasına, Türkiye de bir gün oturacak...
Enseyi karartmayın.

c.altan@prizma.net.tr
Not:Angut ile ilgili daha fazla bilgiyi arşiv bölümümüzde bulabilirsiniz....

29 Haziran 2007 Cuma

Türk Köyü ama hiç Türk Yaşamıyor...Faymonville-Belgique


Belçika'nın Türk Köyü Faymonville'de Türk Karnavalı


Kendilerini Türk olarak ilan eden Belçikalı Faymonville köyünün her yıl geleneksel olarak düzenlediği Türk karnavalı bu yıl da büyük bir coşkuyla kutlandı.
Belçika'da Türk'ün yaşamadığı Türk köyü Faymonville'de her yıl yapılan geleneksel karnaval bu yıl daha canlı oldu. Her yıl şubat ayının son haftasının ilk günü yapılan karnavala katılan Türk sayısı her geçen yıl daha da fazlalaşıyor. Faymonville karnavalı her yıl olduğu gibi bu yıl da Türk dernek ve üyelerin katılımıyla kutlanırken, karnavala Belçika'da yaşayan Türklerin dışında Almanya ve Hollanda'da yaşayan Türkler de katıldı. Karnavala Büyükelçi Fuat Tanlay, Brüksel Başkonsolosu Mehmet Özyıldız ile eşi Demet Özyıldız, Muavin Konsolos Hasan Solak, Muavin Konsolos Selen Evcit ile birçok Türk dernek başkanları ve üyeleri de katılarak, Türk bayrakları ile yürüyen Belçikalıları alkışladı.
Büyükelçi Fuat Tanlay, "Bu bölgede Faymonville vatandaşların yaptığı bir karnaval. Buranın Türkiye ile doğrudan bir alakası olmasa da Türklük ile alakası var. Burada her tarafta Türk bayrağı var. Ben bayrağımın olduğu her yerde varım. Buraya gelen Türk vatandaşlarımla da birlik içinde olmaktan gurur duydum" dedi.
Karnavala katılan Türk vatandaşları da böyle bir karnavalın düzenlenmesinden ve burada Belçikalıların Türk bayrakları ile yürümelerinden gurur duyduklarını dile getirdiler.

KÖYDE TEK TÜRK YOK

Yıllardır kendilerini Türk olarak ilan eden Faymonville sakinleri arasında hiçbir Türk olmamış ve bu köyde hiçbir zaman bir Türk yaşamamış. Burada yaşayan köylüler kendilerini Türk olarak ilan etmiş. Rivayete göre yıllar önce köylerinin girişine Türk bayrakları asmışlar ve 2. Dünya savaşında Türk bayrağını görenler korkudan bu köye uğramamış. Faymonville köyü hakkında ki bir diğer söylenti ise, yıllar önce Türklerin zulmüne uğrayanlara yardım toplanırken Faymonvilliler yardımda bulunmayınca Türk yanlısı ilan etmişler onlarda bununla gurur duyarak köyün girişine Türk bayrağı asmışlar.
Köyün hakkında pek çok söylenti olmasına rağmen, gerçek olan kendilerini Türk ilan etmeleri, köyün her sokağında Türk bayraklı amblemlerin olması ve her yıl Türk bayrakları ile karnaval düzenleyerek, ellerinde Türk bayrakları ile sokaklarda müzik çalarak yürümeleri.
Belçika'nın Liege şehrinden sonra gelen Vervies tarafına düşen, meşhur Arden dağlarına yakın olan ve Türk köyü olarak adlandırılan Faymonville aynı zamanda kış günleri kayak sevenlerin de uğrak yeri. (Doğan Haber Ajansı)

Günün fıkrası

Japon`un biri Rize"de bir kahveye girmiş ve herkese kafa tutmuş:
- var mı aranızda delikanlı, varsa çıksın dışarı!
tahmin edeceğiniz üzere temel kapıya doğru yürümüş.
- çıkıyorum ulan, görelim bakalım erkekliğini!
birkaç dakika sonra temel ağzı burnu dağılmış kahveye geri dönmüş.
peşinden de japon kasılarak içeri girmiş. temel'i gösterek söylenmiş:
- ona ejderin kuyruk sallamasıyla vurdum..
ertesi gün japon yine gelmiş. yine meydan okuma. yine temel'den rest.
ve birkaç dakika sonra kapıda yine ağzı burnu dağılmış bir temel!
ve peşinden kasılarak yaptığı oyunu acıklayan japon:
- ona ejderin yakasusi tekniğiyle vurdum ertesi gün yine ayni hikaye:
dayak yemekten ayakta duramaz hale gelmiş temel ve hergün değişik bir
stil
kullanan japon:
- ona ejderin kimanto tekniğiyle vurdum ve bir sonraki gün japon yine
kahveye gelip, yine herkese kafa tutmus.
japonun restini gören yine temel olmuş. birkaç dakika sonra herkes
suratı
dağılmış bir temel beklerken bu defa japon her tarafi kanlar içinde
kapıda
belirmiş!
temel de hemen arkasından gelmiş, japon"u gösterek gülümsemiş:
- ona toyota'nın krikosuyla vurdum...

27 Haziran 2007 Çarşamba

Yaprak Dökümü....Reşat Nuri Güntekin

Bu gun itibarıyla tüm paydaşlara faydalı olacağını düşündüğüm yenilik....Her hafta bir kitap özeti yayınlayacağım.Bir hafta yerli,diğer hafta yabancı yazarlara yer vereceğim.Özeti beğenenler kitabın tamamını okuyabilir.Yada okumaya zaman bulamayanlar,en azından kitap hakkında kısa bilgiye sahip olmuş olacak.
Bu konuyla ilgili veya sitede yer almasında faydalı olacağını düşündüğünüz her konuda yorumlarınızı lütfen esirgemeyin.

YAPRAK DÖKÜMÜ...

Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar'daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner. Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır. Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur. Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun kalmaz.
Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asrî olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ'nın da karakterini bozar. Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır...
Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddî sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı'na yaşlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile ağacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur.
Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.


ANA FİKİR:
Bilindiği gibi, Tanzimat'tan sonra toplumumuzda bir batılılaşma hevesi başlamıştı. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren millî gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Bugün bile içinde bulunduğumuz güç durumların esas sebebi budur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.

26 Haziran 2007 Salı

Time out basketbol oklulu yaz kampı......

Time out basketbol oklulu yaz kampı için Side'ye hareket etti.Sporcu çoçuklarımızın kişilik ve öz güven kazanmalarının amaçlandığı bu kampın iyi geçmesi dileğimle başta oğlumuz Batuhan!'a ve tüm sporculara ve onların değerli koçlarına başarılar ve iyi eğlenceler...
Sağlıkla gidin sağlıkla dönün.....

23 Haziran 2007 Cumartesi

Şeytan'ın Yeni Cenneti ....Ayvalık..

Şeytan'ın Yeni Cenneti
Arkamızda Ayvalık sere serpe deniz kenarına uzanmış güneşleniyor, karşımızda Cunda güzelim evlerini sahile dizmiş gülümsüyor. Her yerdeki gibi hayat sokaklarda akıyor Ayvalık'ta da. Yine her yerde olduğu gibi en çok çocuklar çıkarıyor sokakların tadını.
BİA (Balıkesir) - Mektep arkadaşlarımızın kiminin davudi, kiminin siyah bir üzüm tanesinin buğusunu taşıyan şarabi sesiyle söylediği, buselik makamından nihavende, segah makamından hüseyniye keyifle akan şarkılar, kuş kanadı olup Ayvalık'ın eski, dar sokaklarına ulaştırdı hepimizi.


İzmir Mülkiyeliler Birliği'nin düzenlediği gezideyiz.

Unutulmuş bir şiirin mahzun dizeleri gibi hüzünle denize doğru akan o güzelim sokaklardan birinde, yorgun ve sitemkar duruşuyla karşıladı bizi Ayazma.

Yıllar ama yıllar önce düşünde sürekli Meryem Ana'yı gören küçük kızın gösterdiği yerde su çıkması üzerine, suyu Meryem Ana'nın hediyesi olarak kabul eden insanlar, oraya yaptıkları kiliseye Ayazma adını vermişler. Cumhuriyetten sonra zeytinyağı işliği olarak kullanılan ve gururlu sütunları, güzelliğinden hiçbir şey yitirmeyen alınlığı ile zamana direnen yapı, şimdilerde müze veya kültür merkezi olmayı bekliyor.

Ayazma'yı, karşısındaki mavi boyalı pencere demirlerinin arkası begonvil saksılarıyla dolu 34 numaralı evde yaşayan yaşlı teyzeye ve ikinci ayağını birinci ayağının önüne zarifçe atıp, kuyruğunun ucunu gökyüzüne savuran meraklı bakışlı kediye emanet edip yola devam ediyoruz.


Renk renk evlerin, pencere demirlerinden sarkan çiçeklerin bezediği, kıvrılıp bükülüp başka mahallelere kavuşan sokakların peşine takılıp, kentin kalbine doğru ilerlemeyi sürdürüyoruz.

Her yerde olduğu gibi hayat sokaklarda akıyor Ayvalık'ta da. Ve yine her yerde olduğu gibi, en çok çocuklar çıkarıyor sokakların tadını.

Eski taş kahvelere, Rum evlerinin görmüş geçirmiş yüzlerinde mordan sarıya, turuncudan maviye koşan renklere, yeni restore edilmiş yapıların estetik ama biraz yabancı duruşlarına baka baka, saatli caminin kentin ortasında sıkıştırılmış halinden yakınan ama yine de merkezi bir yerde, bakımlı, eli yüzü düzgün yaşamaktan hoşnut haline tanıklık ederek sahile inip, Ayvalık'ın "meşhur sakızlı kurabiyesi"ni yolluk olarak yanımıza alıp, teknemize yerleşiyoruz.

Güneş beyaz bulutların arasından sık sık başını uzatıp gülümsüyor.

Keyif bizim, denize açılıyoruz

Kendimizi serin sulara bırakacak olmanın hayaliyle, "Köy Mehmet Ağa'nın keyif bizim" ruh haliyle denize açılıyoruz.

Arkamızda Ayvalık sere serpe deniz kenarına uzanmış güneşleniyor, karşımızda Cunda Adası güzelim evlerini sahile dizmiş gülümsüyor. Tavuk Adası'ndan Maden Adası'na dönüyor teknenin yüzü, mavi bayraklı Ortunç'ta karar kılıp yemek molası veriyor. Sonra alıp bizi, Kara Ada yakınlarındaki akvaryum güzelliğinde sulara bırakıyor.

Yaz aylarının hırçınlığından sıyrılmış mavilikler dingin koynuna alıyor gövdelerimizi, bütün uzuvlarımızla yaşadığımızı duyumsuyoruz.

Cunda


Yönümüz Cunda Adası'na dönüyor sonra.

Korsanların bu güneşli kıyılarda saklanıp, zengin gemilerini soymalarından söz eden hikayeler, adanın adının bir gemicilik terimi olan cunda sözcüğünden geldiğini söylerken, Ada'yı Ayvalık'a bağlayan Türkiye'nin ilk boğaz köprüsünü anlatıyor teknedeki rehberimiz.

Ada'ya yaklaşırken, solda Taksiyarhis Kilisesi'nin çatlaklarla dolu yorgun yüzünü, tepede restore edilmekte olan yel değirmeni ve küçük şapeli seyrediyoruz.

Kıyıda rüzgarla usul usul söyleşerek sallanan kayıkların güzelliğini, denizin karaya dokunduğu çizgiyi mekan edinmiş çay bahçelerinin şiirselliği tamamlıyor.

Çay bahçelerinin hemen arkasından geçen yolun kenarına kurulmuş Taşkahve ise, Cunda şiirinin nakaratı güzelliğinde duruyor karşımızda.

Yıkım tehlikesi nedeniyle içine girilmesi yasaklanan Taksiyarhis'e bir merhaba dedikten sonra Taşkahve'de oturup, deniz fenerlerinin tanıklığında kahvelerimizi yudumluyoruz.

Sonra teknemiz bizi alıp, maviliklerde oyun çocuğu haylazlığıyla sağa sola yatarak, küçük balık sürülerinin peşinde, martı kanatlarının esintisinde Ayvalık'a götürüyor.

Otobüsümüze binip, pür telaş yollara düşüyoruz yine.

Yol boyu yeni yanmış çamların siyah köklerine canımız yanarak, arka arkaya bin bir özür sıralayarak bakıyoruz.

Hekate yeryüzüne siyah tül örtüsünü örterken ulaşıyoruz; cennetten kovulan şeytanın yeni cenneti olarak ilan ettiği Ayvalık'ta ayak bastığı yer olduğu rivayet edilen Şeytan Sofrası'na.

Bulutların ardına gizlenen güneş alçalarak gökyüzünü maviden griye, turuncudan mora boyuyorken, giderek birer siluete dönüşen adaların arasında keyifle dolaşan mavi suların kararan güzelliği, kıyılardaki teknelerin ve evlerin gözden yiten görüntülerinden boşalan yerlere gecenin siyahının hızla akışı, alıp gönüllerimizi, başka başka diyarlara savuruyor.

Sabah yine doğacak oluşunu teselli kabul etmeyerek kendi ölümünün yasını tutmaya başlayan gövdesiyle giderek siliniyor ufukta güneş. Geride bıraktığı gökyüzünü hızla dolduruyor yıldızlar.

Dönüş yolunda, durmadan birbirine dönüşen hayat ve ölüme dair düşünmeye mahkum edilen kırılgan çocuklar gibi ellerinden tutuyoruz hüzünlü şarkıların. (Gİ/TK)
BİA Haber Merkezi
23/06/2007 Gönül İLHAN

17 Haziran 2007 Pazar

SEÇİM BİLDİRGELERİ....

Beş Partinin(MHP,AKP,DP,CHP,GENC PARTİ) web sitelerine girerek,sizlere seçim bildirgelerinde önemli noktaları işaret etmeye çalışacagım.Lütfen verilen sözlere dikkat edelim,vatandaşlık hakkımızı kullanalım.İster desteklediğimiz,isterse desteklemediğimiz parti iktidara gelsin,seçim vaadlerini takip edelim.
Unutmayalım.Bizler nekadar bilinçli olursak,siyasilerde istedikleri gibi at koşturamazlar..
Seçim 2007'nin ülkemize hayırlara vesile olmasını dilerim.

OSYM Sınavı Yapıldı...


ÖSYM HABERLERİ
OSYM'ye katılan tüm ögrencilerimize ve velilere geçmiş olsun diyor,Allah'tan herkesin emeğinin karşılığını almasını diliyorum....

ÖSYM: Geçen Yılın Formülüne Göre Puan Hesaplamayın
ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, Geçen yıla göre puanlarda değişiklikler olacağına dikkat çekti, ÖSS'ye giren adayları geçen yılın formülüne göre puan hesaplamamaları konusunda uyardı.

Diyarbakır'da ÖSS'ye Cep Telefonuyla Giren 10 Kişi Hakkında İşlem Yapıldı
Diyarbakır'da Öğrenci Seçme Sınavı'na (ÖSS) Cep Telefonuyla Girdikleri Tespit Edilen 10 Kişi Hakkında Yasal İşlem Yapıldı.

Öğrenci Seçme Sınavı Burnundan Geldi

ÖSS'ye Giren Bir Öğrencinin Sınavın Başladığı İlk Dakikalardan Sınav Sonuna Kadar Burnu Kanadı. Talihsiz Öğrenci, "Burnum Sürekli Kanadı Gözlerim Karardı. Başarılı Bir Öğrenciydim Ama Bir Yılım Boşa Gitti" Diye Yakındı.

ÖSS Sonuçları 15-20 Temmuz Arasında Açıklanabilir
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, ÖSS'nin Genelde Sıkıntısız Olarak Atlatıldığını Söyledi, Sınav Sonuçlarının 15-20 Temmuz Arasında Açıklanabileceğini Bildirdi.
Öğrenci Seçme Sınavı
Tüm Yurtta Olduğu Gibi Van'ın Erciş İlçesi'nde Öğrenciler, Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) Heyecanını Yaşadı.
ÖSS Sınavı Adana'da Olaysız Tamamlandı
Türkiye genelinde 1 milyon 640 bin öğrencinin girdiği Öğrenci Seçme Sınavı, Adana'da olaysız tamamlandı.

Babalar En Heyecanlı Babalar Günü'nü Yaşadı
Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) Sona Ererken, Babalar, En Heyecanlı Babalar Günü'nü Yaşadı.
ÖSS'ye Sedye ile Girdi
Balıkesir'in Bandırma İlçesinde, ÖSS'den Bir Hafta Önce Bağırsak Ameliyatı Olan Bir Genç, Sınava Sedyeyle Girdi.
Öğrenci Seçme Sınavı Sona Erdi
Üniversite Öğrencisi Olmak İsteyen 1 Milyon 640 Bin 259 Adayın Ter Döktüğü Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) Saat 12.45'te Tamamlandı.

Ne korku ne cesaret korur bizi"


Secret
Süpermarketlerin yeni "çok satanı" bu: Secret!
Bütün genç ve orta yaşlı kadınların elinde. Bir kilo domates, bir diyet yoğurt ve bir Secret!
Kitapların adının bile İngilizce konduğu, buna cüret edildiği memleketimde hâlâ İngilizce bilmeyenler için söylüyorum:
Türkçesi "Sır"!
Bu kitabın methini duydum,bende en kısa zamanda okuyacagım.Pozitif düşünerek yaşam kalitesini yakalamak isteyenlere tavsiye ediyorum..

'Ceryan' yapıyor mu?
Kitabı tabii ki okumadım. Tabii ki okumayacağım. Ama popüler kültürün "istesen de bilme/bilir hale getirilme" mekanizmasından dolayı en az okuyanlar kadar içeriğe hâkimim. Düşünsenize, şarkıcısını bilmeden ve hatta sevmeden kaç tane şarkıyı ezbere biliyorsunuz?
Kaç tane şarkıcının ve hüdai nabit şeklinde üreyen, ne işle meşgul olduğu hiç bilinemeyen "ünlünün" özel hayatının manasız ayrıntısına vâkıfsınız? Bu da onun gibi bir şey işte. Kitabı biliyorum velhasıl. Özü şu:
Güzel şeyler düşün, başına iyi şeyler gelsin!
Ya da daha "trendy-mistik" deyişiyle söyleyecek olursak:
"Evrene pozitif elektrik verirsen pozitif enerji alırsın!"
İki taraf birden açık olduğu için pozitif enerji evrende "ceryan" yapıyor mudur acaba? Neyse...
Şahsi kanaatime göre milli bir depresyondan geçtiğimiz için bu pozitifleme hali giderek histerik bir hal alıyor. Bu işin bir tarafı.
Diğer tarafı ise şu:
Bu tür "trendy-mistik" kitaplar en çok Türkiye'de yaşayan kadınlara gerekiyor. Çünkü bu ülkede yaşayan, orta ve üst orta sınıf, beyaz Türk ailelerden gelen genç ve orta yaşlı kadınlara ruhlarının açlığını doyurmak için dini inançları yetmiyor.
Ya da yetiştirilme biçimleri gereği dindarlık, Müslümanlık alt sınıflara ait bir şey olarak görüldüğü, böyle bir gelenekten geldiğimiz için bu türden mistik ihtiyaçlarını böyle kuşekâğıdına kaplı kitaplarla gidermeye çalışıyorlar. Türkiye'nin modernleşme krizinin bir başka yan ürünüdür bu. Süpermarketlere, cilalı kitap dükkânlarına bakın. Hepsinin "çok satanlar" raflarında bu türden mistik kitaplar göreceksiniz.
Erkekler için komplo kitapları, kadınlar için burçlardan başlayıp Zen Budizmine kadar giden bir yelpazede kitaplar göreceksiniz. "Ruhumuzun dış kapı mandalı", "İçimizde biri mi var? Bence var!", "Tinsel hayatımızın antini kuntini" tarzı kitaplar epeydir revaçta. Dediğim gibi bunun bir nedeninin İslam kültürünün sınıfsallaştırılmış olması olduğunu düşünüyorum.

Olmuyor, olmuyor!
Her ne kadar Erbakan döneminden başlayarak İslam dini ya da dindarlık yaldızlı maldızlı Versace'lere büründürülmüş olsa da...
Her ne kadar her yıl hac zamanı "sosyete hac yollarında" haberleri gösterilse de, o silikon tepiştirilmiş dudaklarıyla birtakım kadınlar mahallenin mahcup, mütedeyyin kızı pozlarıyla ve pür makyaj, "fevkaladenin fevkinde" kıyafetler, Suudi Arabistan yöresinden kopup gelmiş bir estetikle yollara düşseler de... Olmuyor.
Bu memleketin ayarı bozulmuş ruhsal ve dini ihtiyaçları için İslam dininin yaşanma kültürü üst sınıf kadınlara uymuyor. Bu bakımdan ver elini pozitif düşünce, ver elini Secret!
Böyle "pozitif düşünce" hikâyelerini her gördüğümde aklıma T.S. Elliot'dan şu dize geliyor:
"Düşün/
Ne korku ne cesaret korur bizi"
Cümleten "Secret"a emanet olun!
kaynak;milliyet gazetesi

16 Haziran 2007 Cumartesi

İyiki Doğdunuz Gülşen Hanım...

Hasan ve Hüseyin'in annesi,Niğmet Bey'in eşleri Gülşen Hanım'ın Doğum Gününü Kutluyor.
Sağlık, Mutluluk ve Huzur Dolu Bir Yaşam Diliyorum..
İyi ki Doğdunuz....
Niğmet Bey sizinde babalar gününüz kutlu olsun...

Tüm Babaların Babalar Günü Kutlu Olsun....

15 Haziran 2007 Cuma

Hey gidi günler.....Atalarımız.

19.yüzyilda Almanya'nin Mülhaym sehrindeki Ren nehrinin bir yakasinda Almanlar, öbür yakasinda da Fransizlar oturuyordu.
Fransizlar, her sene nehrin Almanlardaki kismina geçip mahsulün tümünü toplayip götürüyorlardi. O siralar, birligini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çikaramiyorlardi tabi.
Her sene böyle olunca çareyi Osmanli Sultanina durumu yazip, imdat istemekte bulurlar. Mektupta söyle demektedir:"Fransizlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden aliyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dagitan bir imparatorlugun sultani, Islamiyetin de halifesisiniz. Bizi bu zulümden kurtarin.Asker gönderin.Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkani saglayin."
Çöküs faslina girildigi bir zamana denk gelen yardim istegini inceleyen padisah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnizca asker elbisesi göndermeyi kafi bulur ve cevabi bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanir.
Saskina dönen Almanlar, çuvali alip mektubu okurlar: "Fransizlar korkak adamlardir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur.Yeniçerimizin kiyafetini görmeleri kafidir. Çuval içindeki Osmanli askerinin elbiselerini adamlariniza giydirin. Mahsul zamani, nehrin görülecek yerlerinde dolastirin. Karsidan gören Fransizlar için bu kafidir."
Bag bahçe sahipleri hemen Osmanli askerinin kiyafetini kapisirlar.Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kiyafetinde, nehirkiyisinda dolasmaya baslarlar. Ertesi gün, karsidan gelen haber,Almanlarin sevinç çigliklari atmalarina sebep olur:"Osmanlilardan imdat geldigini düsünen Fransizlar, korkudan köylerini de terkederek iç kisimlara dogru kaçmaktalar.Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermistir."
Bu olay,Mülhaymlilarin gönüllerinde taht kurmustur.Giydikleri yeniçeri kiyafetlerini, daha sonra Mülhaym'a bagli Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar. Sehrin en yüksek binasina da Osmanli bayragi asarlar.Ayrica,halen olayin yildönümünde de sehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar.
Bu olay Osmanli'nin sadece bir yeniçeri kiyafetiyle Almanlari Fransizlarin elinden ve talanindan nasil kurtardigini gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmaktadir...
Bir de simdi ki Türkiye ye bakin, bizi ne hale getirmisler,

Hava temizleyen süsbitkileri...

EĞRELTİLER
Eğreltiler,tropik ve ılıman iklimlerde orman altı bitkisi olarak yetişen çok büyük bir bitki ailesidir. Bu bitkilerin çiçeği olmaz. Yapraklarında meydana gelen, spor adı verilen tozlarla çoğalırlar.
İç mekanlarda yetişmeye elverişli cinsleri pek çoktur. Farklı büyüklük ve şekillerdeki yapraklarıyla popüler ev bitkilerindendir. Asma saksılarda yetiştirmeye çok elverişlidir.


FUJER (Nephrolopis)
Eğrelti denince ilk akla gelen fujer cinsidir.Kolay yetişmekle beraber ihmale hiç gelemezler. Humuslu toprak kullanılmalıdır.Toprağı asla kurutulmamalı,ancak kökleri çürüyecek kadar da fazla su verilmemelidir.
ÖZELLİKLERİ:
IŞIK: Direkt gün ışığından uzak aydınlık bir mekan idealdir. Kuzey ve doğuya bakan pencere önlerine konabilir.
ISI: Aşırı sıcağı sevmez.Isı 15- 20 derece arasında olmalıdır.
SULAMA: Toprağı daima nemli olmalıdır.
NEM: Çok önemlidir.Yapraklar her gün su püskürtülerek nemlendirilmelidir. Aksi halde yaprak uçları kahverengileşir. Eğreltiler yanlarından çıkan yavrular ayrılarak çoğaltılabilir.



ADİANTUM
Venüs saçı da denilen bu eğrelti türü incecik tel gibi dalları ve narin yapraklarıyla çok zariftir. Gölgeli,sıcak ve nemli bir yer ister. Yaprakları çiçek aranjmanlarında çok kullanılır.
ÖZELLİKLERİ:
IŞIK: Bulunduğu yer direkt günışığı almamalıdır. Kuzey veya doğuya bakan pencerelere yakın koyabilirsiniz.
ISI: Sıcaktan hoşlanır. Oda ısısı idealdir.
SULAMA: Toprağı daima nemli tutulmalı,bununla beraber bitki suya boğulmamalıdır.
NEM: Her gün mutlaka ılık su püskürtülmelidir.
Bahçe ve bitki üzerine daha fazlası için http://www.bitkihastanesi.com

Öğrencilerimiz karne aldı....


Bir öğretim yılını daha geride bırakmış oluyoruz.Tüm öğretmen ve öğrencilere geçmiş olsun diyor iyi tatiller diliyorum..Karnesinde kırığı olanların üzülmemelerini, çalışlarak üstesinden geleceklerine inanıyorum.Kimsenin kimseyi suçlamaması,herkesin kendi üzerine düşeni yapmasıyla sorunların çözüleceğine olan inancımı belirtmek istiyorum.Hafta sonu üniversite imtahanına girecek tüm öğrencilerimize başarılar diliyorum.Allah herkesin gönlüne göre versin....

İyi ki doğdun Şafak Hanım..Happy birthday to you


Yüzünüzde neşe hiç eksik olmasın.İyi ki doğdunuz,iyi ki varsınız.
Doğum gününüz kutlu olsun .....

14 Haziran 2007 Perşembe

Gülelim.Neşelenelim... Fıkralarımız.....

KAÇAN TREN
Üç arkadaş tren istasyonuna gitmişler. İçlerinden biri gişeye yaklaşıp bilet almış ve trenin kalkmasına ne kadar zaman olduğunu sormuş.
-Bir saat on beş dakika...
Arkadaşlarına dönmüş:
Daha çok var, hadi gidip şu karşıki kafede çay içelim... Oradan
buradan derken lâf lâfı açmış... Birden tren düdüğüyle kendilerine
gelmişler. Koşarak dışarı fırlamışlar ama, nafile... Tren
kaçmış..Sormuşlar:
-Sonraki tren ne zaman?
-Bir buçuk saat sonra...
Yine dönmüşer kafeye. Yine çay, yine lâf ve derken yine düdük sesi...
Koşmuşlar ama bu defa da treni kaçırmışlar. Bir saat sonra bir tren
daha varmış. Dönmüşler kafeye... Ama bu kez uyanık duruyorlar. Trenin
sesini duyar duymaz kalkmışlar ve koşmaya başlamışlar. İçlerinden
ikisi; biri bir vagona, diğeri baska vagona zar zor yetişmiş... Üçüncü
ise geride kalmış ve yetişememiş... Bir süre dövündükten sonra başlamış
katıla katıla gülmeye. Durumu gören istasyon memuru dayanamayıp sormuş:
-Hem treni kaçırdın hem gülüyorsun!
-Nasıl gülmeyeyim!... Onlar beni uğurlamaya gelmişti

-HEPSİNİ ZENCİ YAPIN...

Köleler çiftlikten kaçarken sihirli lamba bulmuşlar ve cini lambadan
çıkarmışlar.Cin 10 zenciye sormuş:
Dileyin benden ne dilerseniz. Birer dilek dileme hakkiniz var.
1. zenci 'beyaz olmak istiyorum' demiş, olmuş.
0. zenci tebessüm etmeye başlamış.
2. zenci de beyaz olmak istediğini söylemiş, olmuş.
10. zenci sırıtmaya devam etmiş.
3. zenci de beyaz olmuş dilediği dileğiyle...
10. zenci kıkırdamaya başlamış.
4. zencinin de isteği aynı... 10. zenci gülmeye devam...
5,6,7,8 derkeeen 9. zenci de beyaz olma yönünde isteğini kullanmış.
Sıra 10. zenciye gelmiş ama adam yerlerde... Gülmekten geberiyor. Cin
>steğini sormuş... Adam nefes almaya fırsat bulduğu bir ara isteğini garip
bir böğürtü ile belirtmiş:
"HEPSINI ZENCI YAP!"

GÖKYÜZÜNDE YALNIZ GEZEN YILDIZLAR

Karikoca birlikte tatile cikarlar. Gittikleri yerde kamp
kurarlar.Tatillerinin ikinci gununun aksami guzel bir yemek yiyip uykuya
dalarlar. Birkac saat sonra kadin uyanir ve kocasini da uyandirir.Adam
uyku
sersemidir; guzel bir ruyadan uyandirildigi icin de biraz kizgindir: "Ne
oldu?Ne istiyorsun?" diye sorar. Yukariya bak ve bana ne gordugunu soyle."
Adam gokyuzune bakar ve cevap verir: -"Bunun icin mi uyandirdin
beni?.Baktim iste. Bir suru yildiz goruyorum,isil isil parlayan
milyonlarca
yildiz.

Karisi tekrar sorar.Peki, bu sana neyi gosteriyor?

Artik iyice uykusu kacan adam biraz dusunur ve cevap verir: "Teolojik
olarak Allahin kudretini ve kendi acizligimizi goruyorum.Felsefi olarak,
evrenin sonsuzlugunu ve onun karsisindaki onemsizligimizi goruyorum.
Astronomik olarak galaksilerin,yildizlarin, gezegenlerin varligini
goruyorum.Yildizlarin konumuna bakarak saatin 3 oldugunu goruyorum.
Meteorolojik olarak da bugun havanin cok guzel olacagini goruyorum.
Niye sordun bunu bana? Sana neyi gosteriyor?

"Necati, cadirimizi calmislar!!!

BORÇ
Hakim temele sormuş: "davacıya borcunu bir türlü ödemiyorsun
neden?" Temel boynunu büker "vereceğum vermesinede, bana uc ay muhlet ver
diyorum vermiyor, uc yıldır beni oyaliyor."


13 Haziran 2007 Çarşamba

Dünya'nın Yedi Harikası....

Dünyanın yedi harikası (ya da Antik dönemin yedi harikası), ilk olarak M.Ö. 5. yüzyılda tarihçi Heredot tarafından ortaya atılan bir fikirdir ve M.Ö. 4. yüzyılda Sidon'lu Antipatros tarafından ilk olarak "Dünya'nın yedi harikası üzerine" (Περὶ τῶν Ἑπτὰ Θεαμάτων) adlı eserle oluşturulmuştur. Günümüzde geçerli kabul ettiğimiz 7 harika listesi, M.Ö. 2. yüzyılda son şeklini almıştır.

1 Dünyanın yedi harikası
1.1 Keops Piramidi
1.2 Babil'in Asma Bahçeleri
1.3 Zeus Heykeli
1.4 Artemis Tapınağı
1.5 Rodos Heykeli
1.6 İskenderiye Feneri
1.7 Mausoleum

Keops Piramidi

Keops (Khufu) PiramidiSanıldığının aksine Giza Piramitleri'nin üçü de dünyanın yedi harikası listesine dahil değildir. Piramitlerden sadece Keops Piramidi bu listeye girmiştir. Keops Piramidi, 4. Hanedanlık zamanında M.Ö. 2560 yılında Firavun Khufu (Keops) tarafından yaptırıldı. Yapımının 20 yılı aştığı sanılmaktadır. Piramit yapıldığında 145,75 m. yüksekliğindeydi. Yapıldığından itibaren 43 yüzyıl boyunca dünyadaki en yüksek yapı olarak kayıtlara geçmiştir. Keops Piramidi ilk inşa edilen olmasına rağmen dünyanın yedi harikası arasında günümüzde ayakta duran tek yapıdır.

Babil'in Asma Bahçeleri


Babil'in Asma BahçeleriBabil'in çorak Mezopotamya çölünün ortasında, ağaçlar, akan sular ve egzotik bitkilerin bulunduğu çok katlı bir bahçedir. Coğrafyacı Strabo'nun 1. yüzyıldaki tanımına göre: "Bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için [[Fırat Nehri]]'nden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu" Milattan önce 7. yüzyılda Babilonya kralı Nebukadnezar tarafından yaptırılmıştır. Söylentiye göre Nebukadnezar bu yapıyı sıla hasreti çeken karısı Semiramis için yaptırmıştır. Semiramis Medes kralının kızıdır. Söylentiye göre Mezopotamyanın düz ve sıcak ortamı onu bunalıma itmiş, kral da karısının hasretini sona erdirmek için yapay dağların olduğu, suların aktığı yemyeşil bir bahçe yaptırmıştır. Bu yüzden bazen Semiramis'in asma bahçeleri olarak da anılır.)
Babil'in asma bahçelerinin günümüze gelen kesin izleri yoktur. Fakat, bölgede araştırma yapan arkeologlar, Babil'deki sarayın kuzeydoğusunda görünüşü garip olan temel ve tonozlar buldular. Bunların Babil'in Asma Bahçelerine ait olduğu düşünülmektedir. Babil'in Asma Bahçeleri, klasik yazarlar tarafından ayrıntılı bir şekilde tanımlanmıştır. Günümüzde bu tanımlara göre çizilen resimler bulunmaktadır.Küçükken sandığımız gibi bu efsanevi bahçeler bir yerlere asılı fidan değil.Sadece sütunlarla desteklenen taraçalar üzerinde kurulmuştur. Nehri]]'nden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu" Milattan önce 7. yüzyılda Babilonya kralı Nebukadnezar tarafından yaptırılmıştır. Söylentiye göre Nebukadnezar bu yapıyı sıla hasreti çeken karısı Semiramis için yaptırmıştır. Semiramis Medes kralının kızıdır. Söylentiye göre Mezopotamyanın düz ve sıcak ortamı onu bunalıma itmiş, kral da karısının hasretini sona erdirmek için yapay dağların olduğu, suların aktığı yemyeşil bir bahçe yaptırmıştır. Bu yüzden bazen Semiramis'in asma bahçeleri olarak da anılır.)
Zeus Heykeli

Olimpia'daki Zeus HeykeliZeus Heykeli M.Ö. 450 yıllarında, adına olimpiyat oyunları düzenlenen Tanrıların kralı Zeus için, Olimpiyatlar'a ismini veren Olimpia'da yapılmıştır. Zeus Heykeli, bir tahta iskelet üzerine altın, fildişi ve metal parçalar yerleştirilerek Partenon'un içinde yapılmıştır. Heykelin oturduğu taban 6,5 m. genişliğinde ve 1 m. yüksekliğinde, heykelin kendisi ise 13 m. yüksekliğindeydi. Olimpiyat oyunları 391 yılında Theodosius I tarafından putperestlik olarak değerlendirilip sona erdirilince, Zeus Tapınağı da kapatıldı. Heykel, zengin Yunanlılar tarafından Constantinople’ye taşınmıştı ve 462 yılındaki büyük yangında yok olana dek orada kaldı. Bugün temelleri [1], birkaç yıkılmış kolon[2] ve enkaz[3] tüm kalıntılarıdır.
Artemis Tapınağı

Efes'de Artemis TapınağıArtemis Tapınağı'nın temelleri milattan önce 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Tanrıça Artemis'e ithafen yapılmıştır. Tamamiyle mermerden oluşuyordu. Lidya kralı Croesus tarafından yaptırılan yapı, Yunan mimar Chersiphron tarafından tasarlanmıştı ve dönemin en büyük heykeltıraşları Pheidias, Polycleitus, Kresilas ve Phradmon tarafından yapılmış olan bronz heykellerle süslenmişti. Tapınak hem bir pazaryeri, hem de bir dini müessese olarak kullanılıyordu. Artemis Tapınağı M.Ö. 21 Temmuz 356'da adını ölümsüzleştirmek isteyen Herostratus adlı bir Yunanlı tarafından yakıldı. Aynı gece Büyük İskender doğmuştur. Büyük İskender Anadolu’yu fethettiğinde Artemis Tapınağı’nın yeniden yapılması için yardım teklif etmiş fakat, bu reddedilmiştir.
Rodos Heykeli

Rodos Heykeli32 metre yüksekliğinde, demir ve taşla desteklenmiş bronzdan yapılmış bir heykeldir. Rodoslular tarafından Güneş Tanrısı Helios'a ithafen yapılmıştır. Yapılışından yok oluşuna kadar yalnızca 56 yıl geçmesine rağmen, Rodos Heykeli dünyanın yedi harikasından biri olmayı başarmıştır. Bunun en büyük sebebi, devasa bir heykel olmasının yanısıra Rodos adasındaki insanlar için beraberliğin simgesi olması idi. Rodos Heykeli’nin yapılması tam 12 yıl sürmüş ve heykel M.Ö. 282 yılında bitirilmiştir. Liman girişinde bulunan heykel M.Ö.326 yılında bir deprem sonucunda en zayıf noktası olan dizinden kırıldı. Rodoslular, Firavun Ptolemy III Eurgetes’den restorasyon için yardım teklifi aldılarsa da, bir kâhine başvuruldu ve yardım reddedildi. Neredeyse 900 yıl boyunca heykel harabe halinde kaldı. 654 yılında Araplar Rodos’u feth ettiler. Heykelden kalanları Suriyeli bir Yahudi’ye sattılar. Söylentiye göre bütün parçaları Suriye’ye 900 devenin sırtında taşınmıştır
İskenderiye Feneri
Tehlikeli kıyı şeridi boyunca gemicileri yönlendirmek amacı ile İskenderiye kenti kıyısındaki Faros (Pharos) adasında yapılmıştır. Proje Büyük İskender'in komutanları Ptolemy Soter zamanında M.Ö 290 yılları sonunda başlamış, ölümünden sonra oğlunun hükümdarlığı zamanında bitirilmiştir. Şehrin batı limanında bulunan fener yaklaşık 166 m. yüksekliğindedir. Sadece harikaların değil bugüne kadar yapılmış fenerlerin de en yükseğidir. Gemicilik için güvenli bir ortam sağlamak isteyen Yunanlı tüccar Sostratus tarafından finanse edilmiştir. Fener’in en gizemli yanı, gündüzleri bile güneş ışığını denize yansıtmak amacı ile tasarlanmış cilalı bronz aynalarıydı. Geceleri ise aynaların önünde ateşler yakılıyor, böylece aynanın yansıttığı ışık gece yaklaşık 50 km. mesafeden görülebiliyordu. Yapı bir dizi depreme kadar bozulmadan kaldı. Fakat depremler ve doğal şartlar sonunda çöktü. Üst kısmı 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopan fenerin gövde kısmı da 1302'de başka bir depremde çöktü. En sonunda 1480 yılında Memlük Sultanı Kait-bay tarafından fenerin olduğu yere yapılan bir kalede malzemeleri kullanılmak üzere tamamen yıkıldı.
Mausoleum
Mausoleum, Kral Mausollos için karısı ve kız kardeşi tarafından yaptırılmış bir mezar. Bodrum civarında yapılmış ve yapımı M.Ö. 350 yılında tamamlanmış. Tabanın üstünde kenarları heykellerle süslenmiş basamaklı bir podyum bulunuyordu. süslü su mermerinden yapılmış lahit ve mezar odası, podyumun üstünde bulunuyordu ve iyonya tarzı kolonlarla çevrilmişti. Sıra sütunlar, yine heykellerle süslenmiş bir piramit çatıyı destekliyordu. Dört tane savaş arabasıyla çekilen bir savaş arabası heykeli ise piramidin tavanını donatıyordu. Mausoleum’un toplam yüksekliği 45 m. idi. Mausoleum’un her tarafındaki 4 heykelin her birini bir heykeltıraş yapmıştı. Bu heykeller, tanrıların değil de insanlar ve hayvanların heykelleri olmasından dolayı tarihte özel birer yer tutarlar. 16 yüzyıl boyunca Mausoleum iyi bir durumda korundu. 15.yy da Haçlı Seferleri sırasında St.John şövalyeleri bölgeye geldiler ve bugün Bodrum Kalesi olarak geçen büyük bir kale yaptılar. Bu kalenin yapımında Mausoleum’un nerdeyse bütün taşları kullanıldı.

12 Haziran 2007 Salı

Ana gibi yar..

Vaktiyle bir vezir, padişah katında hatırının kırılmayacağına inanarak kendisinden şöyle bir ricada bulundu:

- Sultanım benim iki tane karım, her birinden de üçer çocuğum var Karılarımın hangisinin analık duygularının daha kuvvetli olduğunu merak ediyorum Malımı da buna göre vasiyet edeceğim Şunları bu konuda bir sınamanız mümkün mü?

Padişah, veziri sevdiği için gönlünü yapmak istedi Hanımlarından birini çağırttı ve dedi ki:

- Ey hatun, benim vezirim olan senin kocan, gözdelerimden birini baştan çıkarmış Bunun cezası aslında ölümdür Ama sen kocanı affedersen idamdan vazgeçip onu sevgilisiyle beraber ülke dışına sürgün edeceğim

Kadının gözlerinde intikam alevi parladı:

- istemem, bana yar olmayan başkasına da yar olmasın! Asın, ipini de bana çektirin!

Padişah daha sonra vezirin öbür karısını çağırttı Ona da aynı şeyi söyledi Vezirin ikinci karısı tam tersine bir tavır takındı:

- Aman sultanım, ben kocasız kalmaya razıyım, ama çocuklarım babasız kalmasın, idam edeceğinize sürgün edin de çocuklarım babalarıyla bir gün kavuşma ümidini kaybetmesinler,

10 Haziran 2007 Pazar

Internette en ucuz reklamı biz yayınlıyoruz...

İnternet'ten reklam yayınlayarak firma veya ürün tanıtımı yapmak isteyen firmalar....
Kiralık veya satılık ev ,satılık araba ilanı vermek isteyen şahıslar...
Bende internetten seslenmek istiyorum,internette bende olmak istiyorum diyorsanız...
Sitemizde sizlerin ihtiyaçlarına cevap veriyoruz...
Reklam yayını ile ilgili r.yetis@hotmail.com'e mail ,0 212 886 80 60 nolu faksa başvurabilirsiniz...

Yayın süresi... 1 hafta.....5 ytl
1 ay........10 ytl
6 ay........55 ytl
1 yıl.......100 ytl

Reklam boyutu 8cm*8cm ebatında olup,web,e-mail,bir fotoğraf yerleştirebilir.Standart dışında talebi olanlar...r.yetis@hotmail.com'e mail ,0 212 886 80 60 nolu faksa başvurabilirsiniz...
Sitemiz her gün bir defa yenilenmekte olup,ziyaret sayısı ile ilgili sayfamızın en altında montigo programını çalıştırarak bilgi alabilirsiniz...

İkinci adres...www.susuzyaz.blogspot.com

Degerli dostlar ikinci bir site çalışmamız daha var...Bu sitede şu an için doğal yaşam ve kuresel ısınmaya dikkat çekmekteyim..Kaynaklarımızı sınırlı kullanmamız gerektiğini tekrar vurguluyor.Katkı ve yorumlarınızı bekliyorum.
Life is good.
www.susuzyaz.blogspot.com

Gecmiş olsun....


08.06.2007 tarhinde nefes alma problemi nedeniyle burun ameliyatı olan kardeşimiz Ömer'e geçmiş olsun,
En kısam zamanda sağlığına kavusmanı diliyorum..

9 Haziran 2007 Cumartesi

Temel İçgüdü...


Bu yakın takipte, kızışmış erkek geyik hareminden kaçan bir dişiyi kovalıyor. Sürüde tutulması zor dişiler, geyikler arasında sık karşılaşan bir durum; dişi haremden ayrılırsa erkein üreme konusunda geleceği tehlikeye girer.

Avustralya'nın yabanıl iç kesimlerinde rüzgârlı bir bahar günü; öyle ki aylardır gökten tek damla bile düşmediği, toprak susuzluktan kavrulduğu halde yağmur geleceğini düşündürten cinsten. Kurak bir bahar mevsimi bazı hayvanlarda, sözgelimi kurbağalarda, yılın bu zamanında baş gösteren olağan romantik eğilimleri azaltabilir ya da tamamen durdurabilir. Ancak yağmurun yağmayışı, erkek çardakkuşlarını yıldırmamıştı.
Yaşlı biber ağaçları, dikenli çalılar ve zakkumlar altında kurumuş otlardan U biçimli, 30-35 santim yüksekliğinde ve 30-50 santim uzunluğunda dört başı mamur arenalar inşa edip bitirmişlerdi. Bu arenaları rengi güneşte beyazlamış yığın yığın koyun omuru, parlak alüminyum folyolar, bira kutularının açma halkaları, kırık araba camı parçalarıyla süslemişlerdi. En süslü çardaklarda, baştan çıkarıcı bazı özel parçalar göze çarpıyordu: gümüş bir çatal, eski mermi kovanları, kırmızı, mavi ve morun en zengin tonlarını barındıran camlar. Kuşlar hazinelerini ışığa göre (o kemik yığını üzerine güneş ışığı vurunca nasıl görünürdü?) ve simetrik olarak düzenlemişti: Sözgelimi nereden geldiği bilinmeyen gümüş metal çemberler, çardağın karşıt uçlarına eşit uzaklıklarda yerleştirilmişti.
Artık erkeğin izleyip beklemek dışında yapabileceği pek bir şey yoktu. İyi bir çardak yapmışsa, hayatın en önemli yarışında başarılı olacak ve birincilik ödülünü, yani onu eş olarak seçecek bir dişiyi kazanacaktı.

Dunya'nın En Kurak Yeri...Atamaca Çölü...


Şili'deki Atacama Çölü'nde ölüler sonsuza dek yaşar ve umut asla tükenmez.

Peru’nun güney sınırından kuzey Şili’ye 1000 kilometre boyunca uzanan Atacama Çölü, dar kıyı şeridinden yükselerek pampa’lara, yani And Dağları’ndan gelen mineral çökellerle kaplı derin vadilere kadar inen ve hiçbir yaşam belirtisinin görülmediği düzlüklere ulaşır. Pampa’lar And Dağları’nın eteklerindeki altiplanolarla (dağlar arasında kalan yüksek düzlükler) kesişirken, tuzcul alüvyal alanlar da yerlerini yükseklikleri 6100 metreye ulaşan ve kıtasal su ayrım çizgisi boyunca uzanan beyaz tepeli yüksek volkanlara bırakır.
Tam ortada, klimatologların mutlak çöl dedikleri yer olan Atacama, yeryüzündeki en kurak yer olarak bilinir. Burada en azından ölçümlere başlanalı beri hiç yağmur almayan verimsiz, ürkütücü alanlar yer alır. Burada ne bir ota, ne bir kaktüs kütüğüne ne de bir kertenkele ya da tatarcığa rastlayabilirsiniz. Ama geride bırakılan her şeyin kalıntısını görürsünüz. Çöl acımasız bir katil olabilir, ama aynı zamanda cana yakın bir korumacıdır. Nem olmayınca hiçbir şey çürümez. Her şey birer esere dönüşür. Küçük çocuklar bile.
Bugün Atacama’da bir milyondan fazla kişinin yaşadığını öğrenince tabii insan şoke oluyor. Bu halk kıyı kentlerine, madenci kamplarına, balıkçı köylerine ve vaha kasabalarına doluşmuş. Atacama’nın kıyı kesimindeki gözlemevlerine yerleşen astronomlardan oluşan uluslararası ekipler evreni bulutsuz, pırıl pırıl bir gökyüzünden araştırıyorlar. En kuzeyde yaşayan azimli çiftçiler kıt yeraltı sularından elde edilen suyu damla sulama sistemiyle kullanarak zeytin, domates ve salatalık yetiştiriyorlar.
Altiplanoda, bölgedeki Kolomb öncesi yerlilerin (çoğunlukla Aymara ve Atacama yerlileri) soyundan gelenler lama ve alpaka güdüyor ve eriyen karların oluşturduğu derelerin suyu ile ürün yetiştiriyor.


Makalenin tamamını National Geographic dergisinin sayfalarında bulabilirsiniz.



Keşfe Devam

Keşfe Devam bölümünde National Geographic ekibi en iyi kaynaklarını ve bilgilerini paylaşmaktadır. Araştırma Bölümü'ne özel teşekkürler.

Bunu Biliyor muydunuz?

Sili’nin kuzey kiyilarinin büyük bölümünde yagmur o kadar az yagar ki, insanlar hayatta kalabilmek için uzun süre buralara suyu -pahali ve zor bir islem olmasina ragmen- kamyonlarla tasimak zounda kaldilar. Ama sonunda bazi kiyi sakinleri, çokça karsilastiklari bir yagis türünden yararlanma yöntemleri gelistirdiler: Sis.
Yagmur Atacama sahillerine çok az yagsa da camanchaca olarak bilinen yogun sis siklikla yasanir. Sis, lomas denilen ve kaktüsten egreltiotuna genis bir tür yelpazesini barindiran yalitilmis bitki örtüsü “adalarini” besler.

Chungungo köyünün insan sakinleri de, botanik komsularinin basariyla kullandiklari camanchaca’nin avantajini yasiyorlar. Kanada Uluslararsi Arastirma Gelistirme Merkezi ve Santiago’daki Kanada Büyükelçiligi sayesinde, on yil kadar önce köylüler, evlerinin arkasindaki daglardan asagiya yuvarlanan sisi zekice düsünülmüs bir ag sistemi kullanarak yakalamayi ve bundan su elde etmeyi basardilar. Çok ince bir agdan yapilan sistem, bir dizi olugun üzerine düsey olarak asiliyor. Sis agin yzeyinde yogunlasinca, nem oluklara damliyor, borular da bu suyu köye tasiyorlar. Chungungo sakinleri artik bahçeleriyle gurur duyabiliyor, hergün dus alabiliyorlar. Sis avcilari he gün köye ortalama 10.000 litre su sagliyorlar.
Kaynak:National Geografik Tr

Şili'deki Atacama Çölü'nde ölüler sonsuza dek yaşar ve umut asla tükenmez.

Dergide okuyacağınız ilginç öyküye dair ipuçlarını bu alıntıda bulabilirsiniz.

Peru’nun güney sınırından kuzey Şili’ye 1000 kilometre boyunca uzanan Atacama Çölü, dar kıyı şeridinden yükselerek pampa’lara, yani And Dağları’ndan gelen mineral çökellerle kaplı derin vadilere kadar inen ve hiçbir yaşam belirtisinin görülmediği düzlüklere ulaşır. Pampa’lar And Dağları’nın eteklerindeki altiplanolarla (dağlar arasında kalan yüksek düzlükler) kesişirken, tuzcul alüvyal alanlar da yerlerini yükseklikleri 6100 metreye ulaşan ve kıtasal su ayrım çizgisi boyunca uzanan beyaz tepeli yüksek volkanlara bırakır.
Tam ortada, klimatologların mutlak çöl dedikleri yer olan Atacama, yeryüzündeki en kurak yer olarak bilinir. Burada en azından ölçümlere başlanalı beri hiç yağmur almayan verimsiz, ürkütücü alanlar yer alır. Burada ne bir ota, ne bir kaktüs kütüğüne ne de bir kertenkele ya da tatarcığa rastlayabilirsiniz. Ama geride bırakılan her şeyin kalıntısını görürsünüz. Çöl acımasız bir katil olabilir, ama aynı zamanda cana yakın bir korumacıdır. Nem olmayınca hiçbir şey çürümez. Her şey birer esere dönüşür. Küçük çocuklar bile.
Bugün Atacama’da bir milyondan fazla kişinin yaşadığını öğrenince tabii insan şoke oluyor. Bu halk kıyı kentlerine, madenci kamplarına, balıkçı köylerine ve vaha kasabalarına doluşmuş. Atacama’nın kıyı kesimindeki gözlemevlerine yerleşen astronomlardan oluşan uluslararası ekipler evreni bulutsuz, pırıl pırıl bir gökyüzünden araştırıyorlar. En kuzeyde yaşayan azimli çiftçiler kıt yeraltı sularından elde edilen suyu damla sulama sistemiyle kullanarak zeytin, domates ve salatalık yetiştiriyorlar.
Altiplanoda, bölgedeki Kolomb öncesi yerlilerin (çoğunlukla Aymara ve Atacama yerlileri) soyundan gelenler lama ve alpaka güdüyor ve eriyen karların oluşturduğu derelerin suyu ile ürün yetiştiriyor.


Makalenin tamamını National Geographic dergisinin sayfalarında bulabilirsiniz.



Keşfe Devam

Keşfe Devam bölümünde National Geographic ekibi en iyi kaynaklarını ve bilgilerini paylaşmaktadır. Araştırma Bölümü'ne özel teşekkürler.

Bunu Biliyor muydunuz?

Sili’nin kuzey kiyilarinin büyük bölümünde yagmur o kadar az yagar ki, insanlar hayatta kalabilmek için uzun süre buralara suyu -pahali ve zor bir islem olmasina ragmen- kamyonlarla tasimak zounda kaldilar. Ama sonunda bazi kiyi sakinleri, çokça karsilastiklari bir yagis türünden yararlanma yöntemleri gelistirdiler: Sis.
Yagmur Atacama sahillerine çok az yagsa da camanchaca olarak bilinen yogun sis siklikla yasanir. Sis, lomas denilen ve kaktüsten egreltiotuna genis bir tür yelpazesini barindiran yalitilmis bitki örtüsü “adalarini” besler.

Chungungo köyünün insan sakinleri de, botanik komsularinin basariyla kullandiklari camanchaca’nin avantajini yasiyorlar. Kanada Uluslararsi Arastirma Gelistirme Merkezi ve Santiago’daki Kanada Büyükelçiligi sayesinde, on yil kadar önce köylüler, evlerinin arkasindaki daglardan asagiya yuvarlanan sisi zekice düsünülmüs bir ag sistemi kullanarak yakalamayi ve bundan su elde etmeyi basardilar. Çok ince bir agdan yapilan sistem, bir dizi olugun üzerine düsey olarak asiliyor. Sis agin yzeyinde yogunlasinca, nem oluklara damliyor, borular da bu suyu köye tasiyorlar. Chungungo sakinleri artik bahçeleriyle gurur duyabiliyor, hergün dus alabiliyorlar. Sis avcilari he gün köye ortalama 10.000 litre su sagliyorlar.

7 Haziran 2007 Perşembe

Ozgur olmak.....

maymun yakalamak icin kullanilan bir cesit tuzak vardir. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir agaca veya yerdeki bir kaziga baglanir. Hindistancevizinin altina ince bir yarik acilir ve oradan icine tatli bir yiyecek konur. Bu yarik sadece maymunun elini acikken sokacagi kadar buyukluktedir, yumruk yaptiginda elini disari cikaramaz. Maymun, tatlinin kokusunu alir, yiyecegi yakalamak icin elini iceri sokar ve yiyecegi kavrar, ama yiyecek elindeyken elini disari cikarmasi olanaksizdir.
Sikica yumruk yapilmis el, bu yariktan disari cikmaz. Avcilar geldiginde, maymun cilgina doner ama kacamaz. Aslinda bu maymunu, tutsak eden hicbirsey yoktur. Onu sadece onun kendi bagimliliginin gucu tutsak etmistir. Yapmasi gereke tek sey elini acip yiyecegi birakmaktir. Ama zihninde acgozlulugu o kadar gucludur ki bu tuzaktan kurtulan maymun cok nadir gorulur.
Bizi tuzaga dusuren ve orada kalmamiza neden olan sey, arzularimiz ve zihnimizde onlara bagimli olusumuzdur. Tum yapmamiz gereken, elimizi acip benligimizi ve bagimli oldugumuz seyleri serbest birakmak ve dolayisiyla ozgur olmaktir.
Joseph Goldstein

Saglıklı yasam için...

Balda yok yok!
A, B, E ve K vitaminleri iceren balda kalsiyum, fosfor, demir, magnezyum, potasyum, iyot gibi mineraller de vardir. Kabizliga, uykusuzluga, sinir gerginligine, kalp carpintilarina karsi bire birdir. Gastrit ve mide ulserinde, sindirim sistemi bozukluklarinda, damar sertligine olumlu etkisi vardir.
Rokayi sofranizdan eksIk etmeyin!
P ve K mineralleri iceren roka, mide ve karaciger dostu olarak biliniyor. Kansizligi gideren roka, hazmi kolaylastiriyor, bobrekleri calistiriyor, idrar sokturuyor.
Lahana ailesinin her uyesi kanser kalkani
Lahanagiller ailesinin uyeleri, (brokoli, bruksel lahanasi, karnabahar, beyaz ve karalahana) icerdikleri glukosinolat ve isothiosiyanat maddeleri ile kalp hastaliklarina ve kansere karsi koruyucudur.
Bitki cayi nasil yapilir?
Porselen demlige once cay yapacaginiz bitkiyi koyun ve uzerine su ekleyin. Ancak taze kaynatilmis ve klorsuz su kullaninin. Kaynatilan suyu 1 -2 dakika dinlendirin. Cayin demlenmesi icin 2-5 dakika yeterlidir. Kok bitkilerden cay yapacaginiz zaman, ayni miktarda su ve bitkiyi birlikte kaynatin.
Selenyum'un fazlasi zarar
Maya, tam tahilli urunler, yumurta, patates ve deniz urunleri tuketerek bol miktarda selenyum alabilirsiniz. Vucudu kanserden koruyan selenyum, damarlarda pihtilasma riskini dusurur. Ayrica HDL kolesterolun LDL kolesterole oranini artirarak da kalp sagligini korur. Yuksek oranda alinirsa ishal, sac dokulmesi, tirnak kirilmasina yol acabilir.
Aycekirdegi E vitamini deposu
Aycekirdegi iyi bir E vitamini kaynagidir. Kolesterolu dusurur, damar sertligini giderir. Yag ve proteini en kaliteli turdendir. Beyin gucuyle calisanlarin ve cocuklarin gunde 50 gram yemesi tavsiye edilir. Hormonlarin dengeli calismasini saglar. Kalp ve sinir hastaliklarini onler.
Âdet agrilarina E vitamini
Kalp hastaliklarina karsi koruyucu ozelligi bulunan E vitamini, kadinlarin en buyuk kâbusu olan regl (âdet) oncesi sancilari da onler. E vitamininin, ozellikle mensturasyon oncesi alimi oneriliyor.
BagisIklik sistemi icin cinko sart
Surekli bir hava degisIkligi yasadigimiz su son gunlerde guclu bir bagisIklik sistemi icin cinko minerali cok onemli. Cinko; peynir, yumurta, misir, Bruksel lahanasi ve brokolide bulunmaktadir.
Yemeklere tarcin
Bilim adamlari, yemeklere eklenen az miktarda tarcinin, kandaki seker duzeyini belirgin sekilde dusurdugunu soyluyor. Diabetes Care dergisinde yayimlanan habere gore, caya atilan bir tarcin kabugu bile, seker hastalarinin insulin degerlerini duzenlemeye yetiyor.

Kepek ekmegi bagirsaklari koruyor
Kepek ekmegi icerdigi yuksek orandaki posa sayesinde bagirsak sagligini korur. Ayrica seker hastaliginda, kan sekeri duzeyini regule etmekte etkilidir.
Kalp sagliginiz icin kirmizi biber yiyin
Tansiyonu ve kolesterolu dusuren kirmizi bibere aci tadini veren kapraicin adli madde, guclu bir antioksidandi r. Bu nedenle kirmizi biber, kalp hastaliklari ve kansere karsi da koruyucudur.
Kolesterolu yukselene nar suyu
Nar suyu, kotu kolesterolun (LDL) neden oldugu damar sertligi ve tikanikligi gibi sorunlara karsi etkilidir. Ayrica ishali kesici etkisi de bulunmaktadir.
Funda yapragi idrar yollarini temizliyor
Funda yapragi, idrar sokturucu ve idrar yollarini dezenfekte edici ozellige sahiptir.
Yuksek tansiyona karsi sarmisak
Bol miktarda potasyum, fosfor, selenyum, A ve C vitaminleri ile kukurt iceren sarmisak tansiyonu ve kan kolesterolunu dusurur.
Mantar vitamin deposu
A, C, D vitaminlerinden zengin, 100 graminda 20-40 kalori bulunan mantar protein acisindan da zengindir. Posa orani da yuksek olan mantar barsaklarin calismasini saglar. Icerdigi 'Lentinian' adi verilen maddenin tumorleri azalttigi bilinmektedir. BagisIklik sistemini guclendirir, beyin kanamalari, damar sertligi, enfeksiyonlara karsi koruyucu, kolesterolu dusurucu ozelligi vardir. Yag orani yok denecek kadar dusuk olan ve kesinlikle kolesterol icermeyen mantarlar, saglikli diyet listelerinde kullanilmalidir.
Brokoli, ulser ve mide kanserini onluyor
Brokoli, helicobacter pylori virusuyle savasiyor. Boylece ulser ve mide kanseri riski onemli olcude azaliyor.
Kalsiyum, kolon kanseri riskini azaltiyor
Yapilan calismalarda yuksek dozda kalsiyum aliminin kolon kanserini onledigi ortaya cikti.
Aspirin yoksa kirazi deneyin
100 graminda 40 kalori bulunan, C, E vitaminleri ve potasyum bakimindan zengin olan kirazin pek cok olumlu etkisi vardir. Kansere karsi koruyucu, kan dolasimini hizlandirici, kolesterol seviyesini dengeleyici ve bobrekleri calistirici ozelligi vardir. Gut hastaligina yakalanma riskini de dusurur. Agri kesici ozelligi olan kiraz, Aspirin etkisi gosterir. 20 kirazda 12 - 25 miligram arasinda antosiyanin bulunmaktadir, bu da bir aspirinden on kat daha etkilidir.
Yeni saglikli yasam sirri cimen suyu
ABD'de, cimen suyunun popularitesi her gun biraz daha artiyor. Cimen suyu, bufelerde taze taze sIkilarak 57 gramlik kucuk kaplarda servis ediliyor. 2 kilo 250 gram sebzeden alinabilecek vitamin ve minerallere denk oldugu belirtilen bu icecegin bardagi ise 2.5 dolara (yaklasIk 3.5 YTL) satiliyor. Yuzden fazla vitamin ve enzim iceren cimen suyunun tadi pek de hos olmadigi icin genellikle tek icimlik porsiyonlarla satiliyor; ardindan da bir dilim portakal yenmesi oneriliyor.
Demir ve kalsiyum zengini; Bakla
Bakla sindirimi kolay ve cok besleyici bir sebzedir. Tanelerinde bol miktarda azot ve nisasta vardir. Baklagillere adini veren bu sebze, zengin bitkisel protein ve karbonhidrat icerir. Demir ve kalsiyum mineralleri acisindan da zengin olan baklada A, C, B ve B2 vitaminleri de bulunuyor.
Bakla idrar yollarini temizler, bagirsak parazitlerini dusurur. Seker hastalarinda ise kan sekerini dusurucu bir etkiye sahiptir.
Sivilceye elma sirkesi
Elma sirkesinin bilesiminde kalsiyum, potasyum, magnezyum, sodyum, fosfor, silisyum, A vitamini, Beta caroten, B1, B2, ve B6 vitaminleri, C vitamini, sirke asitleri, meyve asitleri, pektin ve dogal aroma maddeleri bulunur. Bedenimizi icten ve distan tedavi etme ozelligine sahip, olaganustu bir ilactir. Kabizlik, hemoroid, ergenlik sivilcesi, gaz, siskinlik, yuksek kolesterol, varis, grip ve nezleye karsi etkilidir. Ayrica derimizin asidik koruma ortusunun guclendirilmesinde onemi buyuktur.
Guzellik icin lahana
B, C, E vitamini ve potasyum acisindan zengin olan lahana mide ve bagirsaklarin ic yuzeyini koruyarak, oralardaki yaralarin iyilesmesini saglar. Icerigindeki kukurt ile kani temizleyip cildi guzellestirdigi, idrar sokturdugu, vucuttaki suyu ve zehirli maddeleri idrarla disari attigi biliniyor. Icerdigi selenyum ile yaslanmayi onleyici ve kalp krizine karsi koruyucu ozelligi de bulunuyor. Kansere karsi etkili oldugu bilinen sebzelerin basinda gelir. Ozellikle meme ve rahim kanserine karsi etkilidir. Kandaki seker miktarini dusurur, seker hastalarinin sIklikla yemeleri gereken bir besindir.

Kuskonmaz, kansizligi onluyor
A, B1 ve C vitaminleri acisindan zengin olan kuskonmazin terlemeyi saglayarak gozeneklerin acilmasini, vucudun fazla suyunun atilmasini, kansizlik ve gribi onleyici, romatizmal hastaliklari giderici, solunum yolu, karaciger, bobrek ve mesane hastaliklarini tedavi edici ozelligi bulunmakta. Kuskonmaz ayrica kalp carpintisina iyi gelir. Osteoporozu onlemeye katkida bulunur. Antistres hormonlarin olusmasina ve kanseri onlemeye yardimci olan kuskonmaz bagisIklik sistemini guclendirir. Ama cig olarak yenilirse alerji yapabilir, bobrek tasi ve kumu olanlarda rahatsizlik verebilir.
Kansere cilekle "dur" deyin!
C vitamini bakimindan zengindir. Sindirimi kolaylastirir. Yuksek oranda allejik asit icerdiginden kanseri onler. Onemli miktarda A, B vitamini ile kalsiyum, demir, fosfor gibi mineraller icerir. Cilek, 1 yila kadar dondurularak saklanabilir. Bunun icin cilekleri once buzlu suda yikamali, sonra saplarini cikarmalisiniz. Daha sonra kâgit havluyla iyice kurulayip havasi alinmis bir kapta dondurucuya yerlestirmelisiniz.
Seker hastalari salatayi sirkeli yesin
Tip 2 Diabeti veya insulin rezistansi olan insanlarda yuksek karbonhidrat iceren bir ogunden once 2 yemek kasigi sirke kullanmalari oneriliyor. Sirkenin asetik asit icerdigi, bu asitin bazi sindirim enzimlerini yavaslattigi ve karbonhidrati n emilimini azalttigi saptanmistir.
Parlak saclar icin badem ve somon
Saglikli beslenme ile parlak saclara kavusabilirsiniz. Saclarimiz keratin denilen bir protein yapisindadir. Somonda, bademde, avakadoda ve keten tohumunda bulunan Omega 3 yag asitleri saclari sagligina kavusturur.
Istahinizi kapatmak icin gunese cikin
Yapilan arastirmalarda kis aylarinda veya soguk iklimlerde yasayan insanlarin daha az gunes isigindan yararlandigi, bu durumun da insanlarda daha cok depresyon ve istah artisina yol actigi ortaya cikti.
Sac dokulmesinin caresi Biotin
H vitamini olarak da bilinen Biotin, yag asitlerinin yapilmasi ve hucre gelisimi icin mutlaka gereklidir. Sac telini guclendiren ve dokulmeyi onleyen Biotin, cilt sagligi icin de son derece faydalidir. En cok yumurta sarisi, karaciger, sut, bobrek ve mayada bulunur.
Bitter cikolata dis curuklerini onluyor!
Cikolata neredeyse her derde deva... Bilim adamlarina gore, cikolatadaki "catechin" adli antioksidanlar kansere ve kalp hastaliklarina karsi koruma sagliyor. Inanmasi zor ama cikolata dis curuklerini de onleyebiliyor. Yapilan son arastirmalara gore gunde 30 gram siyah cikolata yemek, hipertansiyonu da dusuruyor. Sorun yalnizca hangi tur cikolata yiyecegimizi bilmememiz. Bitter yani aci cikolata dogru tercih...
Kahvenin asirisi bagimlilik yapar
Yuksek tansiyonunuz, kemik sorunlariniz ya da carpintilariniz varsa, kahve icerken bir kez daha dusunun. Yoksa rahatca kahvenizi yudumlayabilirsiniz . Ancak yine de olcuyu kacirmayin. Yoksa madde bagimlisi olabilirsiniz.
Mantar yiyerek damarlarinizi koruyabilirsiniz
Japon bilim adamlari, yaptiklari son arastirmalarda mantarlarda bulunan kimyasallarin, damarlardaki tehlikeli yag birikimini (aterosklerozis) engelledigini ortaya cikardi.
Metabolik sendrom riski altindayiz
47 ilde 4 bin 264 kisiyle yapilan arastirmada, bel cevresi kalinligi, tansiyon yuksekligi, kan sekeri yuksekligi, trigliserid yuksekligi ve iyi kolesterol (HDL) dusuklugu faktorlerinin en az 3 tanesinin bir arada olmasi seklinde aciklanan Metabolik Sendrom taramasi yapildi. Turkiye'de 20 yas ustu eriskin nufusun 1/3'unun, kalp hastaligi riskini artiran Metabolik Sendrom sorunuyla karsi karsiya oldugu tespit edildi.

6 Haziran 2007 Çarşamba

Kırım Kongo(kene)hastalıgına acil servis Hemşiresi yorumu

Karşımızda ansiklopedik bilgi gibi duran Kene yazısını lütfen birkez daha dikkatle okumanızı rica ediyorum.Çünkü bu çok ciddi bir konu.Neredeyse Türkiye de bu risk altında.Belki sizin yada çevrenizdeki hiçkimsenin başına kene ile ilgili bir durum gelmediği için olayın ciddiyetinin farkında değilsiniz.Umarım ki hiç de karşılaşmazsınız.Tokat-Erbaa devlet hastanesi acil servisine vücuduna kene yapıştığı için başvuran kişi sayısı ortalama 5.kene şüphesi ile ilgili kan tahlili için başvuranların sayısı ise ortalama 6 dır.Üstelik bu insanların hepsi kırsalda yaşamamaktadır.bize vücudunda kene ile müracaat eden kişiden keneyi dikkatlice çıkarıyoruz yazıda tarif edildiği gibi.Ancak tek sıkıntı yazıldığı gibi tek hamlede çıkarılmaması.Kene kanı emdikçe kafasını vücuda gömmektedir.Çıkarmaya çalıştığımız esnada da çıkmamak için 1-2 dk direnmektedir.Bu esnada yapılacak yanlış yada hızlı bir hareket kenenin kusmasına neden olur ki;eğer zehirli ise bu da kişinin ölümü demektir.Çıkardığımız keneleri tüpler içerisinde dondurucuda muhafaza ediyor,türüne göre araştırılması için de üniversiteye yolluyoruz.Sulusaray ilçesinde olan anasınıfı öğretmeninin ölüm vakasından sonra tek temennimiz bu olayın tekrarlanmamasıdır.Dikkat edilecek nokta vücudun hergün dikkatlice kontrol edilmesi,keneye rastlanırsa dokunulmadan sağlık kuruluşuna başvurulup gerekli tetkiklerin yapılmasıdır.Ayrıca piknik vs. gibi yerlerde sinekkovucu spreyler,çorapların içine paçaların sokulması etkili olmaktadır.istanbul da dahil olmak üzere bu kene vakaları tüm illerimizde görülmekte ve gerekli tedbirler alınmaktadır.Bu konuda herkes vatandaş olarak sorumluluğunu bilmeli ve üzerine düşeni yapmalıdır.Bu noktada sana yine binlerce kez teşekkür ediyorum sevgili Rüstem abiciğim.Böylesine önemli,tehlike arz eden bir konuyu ele alıp,bizleri bilgilendirip,bir kez daha tedbirlerle ilgili düşünmemizi sağladığın için!Lütfen bu konuda daha fazla bilgi sahibi olup çeverenizdekileri uyarın.Basit tedbirleri uygulamaktan kaçınmayın.Dikkate almadığınız minicik bir kene malesef sizin ve sevdiklerinizin hayatına mâl olabilir...

Elif Yapıcı(Erbaa Devlet Hastanesi Acil Servisi Hemşiresi)'ya yorum ve katkısından dolayı tesekkürler.

5 Haziran 2007 Salı

Küresel ısınma...Enerji verimliliği

ENERJİ VERİMLİLİĞİKüresel Isınma

Kuzey Kutup Bölgesi?nde ısınmanın bu hızla sürmesi halinde bazı tahminlere göre kutup ayılarının soyları, içinde bulunduğumuz yüzyılda tükenecek, balinalar açlıkla yüz yüze kalacak ve foklar, üzerinde dinlenecekleri bir buz parçasını biraz zor bulacak.


Küresel ısınma, dünya atmosferi ve okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen artış için kullanılan bir terimdir. Bu olay son 50 yıldır iyice saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır.

Dünya'nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0,6 (± 0,2)°C artmıştır. Bu ısının +2o C’ye ulaşması durumunda dünyayı kuraklık ve buzulların erimesi sonucu büyük sel baskınları gibi bir dizi felaket beklemektedir. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş, "son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde fark edilebilir etkiler oluşturduğu" yönündedir.

Atmosferde artan sera gazları küresel ısınmaya neden olmaktadır. Bu gazlar; ısınma, ulaşım ve sanayi faaliyetleri sonucu oluşan gazlardır. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazlar, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açmaktadır.

Avrupa devletleri başta olmak üzere gelişmiş batılı ülkeler, konunun önemini ve ciddiyetini çok önceden fark ederek, enerji savurganlığını önlemek ve enerjinin verimli kullanılmasını sağlamak amacıyla, konutlarda enerji verimliliğine yönelik bir dizi yasal önlemi uygulamaya koymuşlardır. Bu çerçevede, Avrupa Birliği üyesi bütün ülkelerde, konut ve işyerlerinde, ısının kontrollü tüketilmesi sonucu %30 mertebesinde enerji tasarrufu sağlanmaktadır.

Techem geliştirmiş olduğu ısı ve su paylaşım sistemleri ile kaynakların daha etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasına olanak sağlamaktadır.

Böylece, ısı kullanım ve tüketimi kişiselleştirilerek, konforlu bir ısınmanın yanında, kullanıcıların ısı tüketiminde daha dikkatli davranmaları ve dolayısıyla daha az enerji harcamaları sonucu, enerji tasarrufu yapılmasına olanak sağlamış olacak; konut sakinleri ısınma konforundan taviz vermeden daha az para öderken, ülkemiz enerji ithali için dışarıya daha az para ödeyecek ve aynı zamanda dünyanın geleceğine de önemli bir katkıda bulunmuş olacaklar.

Küresel Isınma İle Gelen Değişiklikler
IPPC’nin Değerlendirme Raporlarına, WMO’nun 2003 yılında basılan 952 sayılı küresel ısınmaya bağlı yayınına ve diğer bazı kaynaklara göre, 1860 yılından günümüze kadar iklimde gözlenen önemli küresel değişiklikler aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
* Dünyanın değişik bölgelerinde atmosfer davranışı ile fauna ve floradaki değişikler iklimde olan değişmenin en büyük kanıtıdır.
* Meteorolojik gözlemlere göre yeryüzü ve troposfer ısınmış stratosfer ise soğumuştur.
* Günlük maksimum ve minimum sıcaklıklarda bir artış olmuştur. Ancak ortalama minimumlardaki artış daha fazladır.
* Eski iklim kayıtlarına göre, 20.yüzyılda görülen ısınmanın süresi ve değeri, son 1000 yılın herhangi bir döneminde görülenden daha fazladır.
* 20.yüzyıl 1000 yılın en sıcak yüzyılıdır. 1990’lı yıllar en sıcak 10 yıl,1998 en sıcak yıl, 2001 ise, ikinci en sıcak yıldır.
* Küresel, yıllık ortalama sıcaklık 1990 yılından 1998 yılına kadar yaklaşık 0,7˚C artmıştır.
* Küresel yıllık ve mevsimlik ortalama sıcaklıklar 1979-1998 döneminde bundan önceki herhangi bir dönemdekinden daha hızlı bir biçimde artmıştır.
* 20.yüzyılın başından beri Kuzey Yarım Küre’nin Doğu Asya dışındaki, orta ve yüksek enlemlerinde geniş karalar üzerindeki bulut kapalılığı %2 oranında artmıştır. Buna paralel olarak da buralarda yağışlarda hızlı bir artış olmuştur.
* Geniş karalar üzerinde küresel boyutta daha fazla bir ısınma gözlenmiştir.
* 1970’lerden beri süren çalışmalarda, elde edilen yapay uydu görüntüleri değerlendirilerek artan sıcaklığa paralel olarak değişik bölgelerdeki kar örtüsünde bir azalma, buzullarda ise incelme ve geriye çekilme görülmüştür.
* 20.yüzyıl boyuca deniz seviyesinde yılda ortalama 1.0 ile 2.0 mm arasında bir yükselme gözlenmiştir.

Kaynak: Öğretim Görevlisi Şengün Sipahioğlu.
National geografic tr

3 Haziran 2007 Pazar

Kırım Kongo(Kene)hastalığı...Hayatta kalmak için....


Kene (Ixodoidea), eklem bacaklıların örümceğimsiler (Arachnida) sınıfından kan emici ve gözsüz bir dış parazittir. İnsan, koyun, köpek, kedi, deve gibi canlıların derilerine yapışarak kanlarını emer. "Asıl kene" olarak bilinir.

Ayrı eşeylidir ve yumurta ile çoğalır. Dişi yumurtalarını yaprak, çöp veya hayvan kılları arasına bırakır. Gelişimlerinde metamorfoz vardır. Yumurtalarından üç çift bacaklı larvalar çıkar. Bunlar bir pupa devresi geçirerek 8 bacaklı nimfalara (tam gelişmemiş yavrular) dönüşürler. Nimfalar da bir pupa safhası geçirdikten sonra ergin hale gelirler. Larva ve nimfalar genellikle kertenkeleler üzerinde, erginler ise insan, koyun, sığır, köpek gibi memeliler üzerinde parazit yaşarlar.



Kanı emen kene orijinal halinden onlarca kat daha büyür
Vücutları başla kaynaşmış bir göğüs ve torba biçimli dişi 11-12 mm'ye kadar sişer. Erginlerinde dört çift bacak bulunur. Bacakların uçlarında çengeller ve vantuzlar vardır. Deriye rahatça yapışarak hortumlariyla kan emerler. İyice şiştikten sonra kendilerini yere atarak konaklarından uzaklaşır, ot veya ağaçlara tırmanırlar. Ön ayaklarının uçları dokunma ve koku alma için özelleşmiştir. Ormanlarda bulunduğu ağacın altından bir hayvan geçtiği takdirde üzerine düşüp derisine yapışır ve etine hortumunu sokarak kanını emer. İlk iki bacak çifti öne, son iki çifti geriye yönelmiştir. Bugün 17 bin'den fazla kene türü bilinmektedir. Kenelerin hepsi zararlı, parazit ve kör değildir. Sığır ve köpek kene türleri gözlüdür. Insan ve ehil hayvanlarda parazit yaşayanlar çeşitli hastalık mikroplarını bulaştırdıklarından sağlık bakımından zaralıdır.

Kan emen bir keneyi deriden söküp atmak tehlikelidir. Bu durumda hortum kopup deride kalır ve kaşıntı yapar. Kene ile temas durumunda kenenin ezilmemesi, çıkarılırken başının kopartılmaması, keneyi uzaklaştırmak için ısı uygulanmaması gereklidir. Keneler virüs, bakteri ile protozoon ve riketsia adlı parazitleri taşıyabilirler ve bu ciddi enfeksiyon etkenlerini kanını emdikleri insan ve hayvanlara aktarırlar (Ör: Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi). Kenenin üzeri yağlı bir pamuk ile 5 dakika kadar kapatılarak soluması engellenebilir. Daha sonra battığı yönün zıt tarafına ani ve tek bir hamle ile çekilmesi gereklidir.

Ayrica son yıllarda Türkiye'de de görülmüş olan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi adlı hastalık birçok kişinin ölümüne neden olmuştur

KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ

Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nedir? Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?
Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler.
Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.


Kimler Risk Altındadır?Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar
Veterinerler
Kasaplar
Mezbaha çalışanları
Sağlık personeli özellikle risk gurubudur.
Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.
Henüz ergin olmamış Hylomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder; ergin kene olduğunda da hayvanlardan ve insanlardan kan emerken bulaştırır.

Kuluçka Süresi Ne Kadardır?

Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını takiben kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün, en fazla ise 13 gün olabilmektedir.

Belirtileri Nelerdir?
Ateş
Kırıklık
Baş ağrısı
Halsizlik
Kanama pıhtılaşma mekanizmalarının
bozulması sonucu;
- Yüz ve göğüste kırmızı döküntüler
ve gözlerde kızarıklık,
- Gövde, kol ve bacaklarda morluklar
- Burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan görülür
- Ölüm karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezlikleri nedeni ile
olmaktadır.

Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tanısı Nasıl Konulur? Kanda virüse karşı oluşan antikorların taranması tanı için en sık kullanılan yöntemdir. Bu göstergeler hastalığın başlangıcından sonra 6. günden itibaren belirlenebilir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nasıl Kontrol Edilir ve Nasıl Korunulur?
Hastalığın bulaşmasında keneler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle kene mücadelesi önemlidir fakat oldukça da zordur.
1. İnsanlar kenelerden uzak tutulabilir ise bulaş önlenebilir. Bu nedenle de mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınmak gerekir.

2. Kenelerin yoğun olabileceği çalı, çırpı ve gür ot bulunan alanlardan uzak durulmalı, bu gibi alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.

3. Bu alanlara av yada görev gereği gidenlerin lastik çizme giymeleri, pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları,

4. Görevi nedeni ile risk grubunda yer alan kişilerin hayvan ve hasta insanların kan ve vücut sıvılarından korunmak için mutlaka eldiven, önlük, gözlük, maske v.b. giymeleri gerekmektedir.

5. Gerek insanları gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar (repellent) olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Bunlar sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir.)

6. Haşere kovucular hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.

7. Kenelerin bulunduğu alanlara gidildiği zaman vücut belli aralıklarla kene için taranmalıdır.

8. Vücuda yapışmış keneler uygun bir şekilde kene ezilmeden, ağızdan veya başından tutularak bir cımbız veya pens yardımıyla sağa sola oynatarak alınmalıdır. Isırılan yer alkolle temizlenmelidir. Mümkünse kenenin tanı için alkolde saklanması uygun olur.


(detaylı bilgi için http:/kidshealth.org/parent/general/body/tick_removal.html)

9. Diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, haşere ilacı (insektisit) ile uygulamanın uygun görüldüğü durumlarda çevre ilaçlanması yapılabilinir.

Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tedavisi Nedir?

Hastalığın kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Hastaya destek tedavisi yapılmalıdır.

Konuyu Hazırlayan: Dr Alp Akay - Başak Soyluoğlu

Kaynaklar:

www.saglik.gov.tr

www.tvhb.org.tr/

www.who.int/mediacentre/factsheets/fs208/en/

www.cdc.gov/ncidod/dvrd/spb/mnpages/dispages/cchf.htm

www.medicine.ankara.edu.tr/fakulte/files/20054_9

Üç gününüz var ....

Padişah 4.Murat sıksık tekdili kıyafetle halkın arasına girermiş...
Böyle birgünlerden birinde....
Yaşlı ,sakalı ağarmış bir balıkçıya yaklaşırlar...Balıkcı ağ örmekte ve ya tamir etmekte idi...
4.Murat- Kolay gelsin amca.
Balıkcı-Eyvallah Bey'im hoş geldiniz.
4.Murat-Nasılsın amca?İşler nasıl?
Balıkcı-Çok sükür Bey'im.İyidir.
4.Murat-Amca 6'yı 6'ya ekledin mi?
Balıkcı-Ekledim Bey'im.
4.Murat-32'yi bulabildin mi?
Balıkcı-Ne gezer bey'im.Bulamadım.
4.Murat' ile Balıkcı arasında bu şifreli konuşmlalar devam eder....
Sonra heyet saraya döner.Döner dönmesine ama vezirlerden birinin kafası iyice karışır.
6'yı 6'ya ekledinmi?32'yi bulabildin mi?
Vezir'in içi içini kemirmekte ama 4.Murat'tan da çekindiği için bir şey soramamaktadır.
Ancak artık dayanamaz...Bir devlet meselesi için padişahın yanına çıkar,meseleyi arzettikten sonra...Padişahım affınıza sığınarak,size bir şey arzedeceğim..
Vezir-Gecen gün balıkcıyla konuşmalarınızdan hiçbirşey anlamadım.Bu konuşmanın anlamını açıklayabilirmisiniz?
4.Murat cok sinirli bir şekilde...
4.Murat-Bire vezir ,sen Koca Osmanlı'yı temsil edersin.Nasıl olur da bu konuşmayı anlamazsın?Sana üç gün mühlet,bu sürede bunun ne anlama geldiğini öğreneceksin.Yoksa
basın vurulacak.Bilesin...
Artık Vezir'in kelle koltuktadır.Hemen balıcının yolunu tutar...
Balıcı'ya sorar....Sizce balıkcı ne cevap verir...Üç gününüz var bilesiniz......

Karadeniz muhabbetti....

Dursun'un okuması zayıfmıs,agır agır kekeleyerek okurmuş....
Temel İstanbul'dan memleketdeki arkadaşı Dursun'a mektup yazacaktır.
Temel:-"Ula Dursun ,biluyrum ki senin okuman kıttır.Bunun için a ha bu mektubi ağır agır yaziyrum....

Anglosakson sermayenin dunyayı istilası...Bölüm 2

Milletimizin mutlu, güvenli ve mutluluk içinde yaşayabilmesi için; Devletin TAMAMEN MİLLİ BİR SİYASET izlemesi ve bu siyasetin iç kuruluşlarımıza TAMAMEN UYGUN ve DAYALI olması lazımdır. M.Kemal Atatürk.
Düşünceyi Washington-Londra-Brüksel-Kudüs üretir ; siz yorumlar, derler veya aynen kullanırsınız....Anglosakson sermayenin acılımı budur...Dünyayı ekonomik gücüyle esir almıs ve yönetmektedir....
Ülkemizde para edecek kac kamu degeri kaldı?
İMKB'nin % kaçı anglosakson sermayeye ait?Cevap % 86...
Irak Merkez bankasının 46 milyar dolar altınını gerçekte kimler çaldı?
Irak'a huzur operasyonu düzenleyen güçler ülkeyi ne hale getirdi?Cevap Iraklılar Saddamı arar oldu...
Bizler sadece bu gunu kurtarmaya çalışırken,anglosakson sermaye 100 yılsonrasının planları ve stratejileriyle mesgul....
Bizler fenerbahce -galatasaray derbisiyle mesgulken,bizler sadece midemizle meşgulken,bizler PKK,turban,sag-sol,laik-antilaik meselesiyle mesgulken ,anglosakson sermaye ulkemizi su an tamamen istila etmiştir.
Bu gun sadece bizi gercek hedeflerden saptırıp,çeşitli ayak oyunlarıyla meşgul etmekte...asıl meseleye odaklanmamızı engellemektedirler.
Ulkemizin degerlerini yok etmeye,çeşitli tartışma ortamları yaratarak(laik-antilaik,atatürkcülük,din-peygamberimiz,baş örtüsü,milliyetcilik-kürtcülük)birlik ve beraberliği yok etmektedirler.Yuzyıllarca birlik ve beraberlik içinde yaşamış bu toplum malesef birbirine düşürülmeye çalışılmaktadır.Bu yazıyla amac bu bilinmeyen virus hakkında toplumu bilgilendirmedir.

1. İktisat ve iktisat teorileri sömürgeci milletler tarafından yazılmış ve ileri sürülmüştür. İktisadi kuramların tamamı sömürgeci, soykırımcı başta İngiltere olmak üzere Anglo-Sakson kökenlidir.

2. Hıristiyan din adamları, papazlar iktisatın temel sujesi olan insan/nüfus/ihtiyaç kavramlarına ahlak dışı ve gayri insani olarak bakmışlar ve bunlar tarafından ileri sürülen bilim ve akıldışı aynı zamanda üstün ırkı tasarlayan (ırkçı) yaklaşımlar birer dogma olarak iktisat bilimi içerisine değişmezlik ilkesi içerisinde monte edilmiştir.

3. Bu milletler ihtiyaç ve bu ihtiyacın tatmini olgusuna sadece kendi çıkarları açısından bakmakta ve iktisat teorileri de sömürgeci, soykırımcı uygulamaların bir kılıfı olarak kullanılmaktadır.

4. Anglo-Sakson sömürgeci yaklaşım, iktisatı temel ihtiyaçlar (yiyecek ve barınma) arasında var olan doğal dengeyi açıklamaktan ziyade, doğal dengeyi bozucu ve kural koyanların daha az yada hiç çalışmayarak daha çok, daha iyi, daha lüks tüketmesini ve daha çok kazanarak daha zengin olmasını sağlayacak biçimde tasarlamıştır. Anglo-Sakson iktisadi yaklaşım hesapsız tüketimi, modaya uyarak tüketimi arttırmayı, insanın sadece kendisi için yaşamasını bir özgürlük, serbestlik olarak sunmakta bu çerçevede lüks yaşamı özendirmektedir.

5. Bugün okullarımızda okutulan iktisat özetle Anglo-Sakson kültürünün bir ifadesi olup küresel, kimliksiz, zorba bir imparatorluğun sınırları içerisinde her türlü insani duygudan uzak, güçlünün güçsüzü ortadan kaldırdığı bir düzende uygulanan ve uygulanacak olan kuralları içermekte, ulusal çıkarları, ulusal ekonomileri ve sosyal devlet kavramını göz ardı etmektedir.

Emperyalist, sömürgeci ve köleci kural koyanlar ihtiyacı tatmin eden kaynaklara ait mülkiyetin kendilerine ait olduğu iddiasındadır. Bu iddiayı yalın bir gerçeğe dönüştürme noktasında tüm çabalarını kendilerini daha güçlü kılacak,

1. Teknoloji ve teknolojik üstünlüğü elde tutma,
2. Fizik çevre (toprak ve toprak altı, denizler, ormanlar, nehirler) üzerinde sınırlar aşan etkinlik ve mülkiyet,
3. Küresel etkili ekonomik ve toplumsal kurumlar kurmak ve bunlar üzerinde egemenlik sağlamak, noktasında yoğunlaştırmışlardır.

Özetle; emperyalist batı sömürgeciliği yasal dayanağını, yaptığı iktisat tanımında vermektedir. Buna göre iktisat kıt kaynaklar ile sonsuz ihtiyaç arasında denge sağlama bilimidir. Oysa bugüne kadar iktisaden gelişmiş olan ve kendilerince kıt kaynakları sahiplenen Batı’nın sonsuz ihtiyacı karşılama konusunda bencil davrandığı açıktır. Küreselleşme ve kaynakların insanlığın ortak malıdır gibi yaklaşımlar; daha fazla, sınırsız ve çeşitlendirilmiş tüketime dayalı yaşamlarını sürdürebilmek için yeni kaynak arayışında olan Batı’nın kullandığı bir maske olarak değerlendirilmelidir.

Nitekim; ekonomik ve toplumsal kurumlar üzerinde egemenlik sağlayan emperyalist Anglo-Sakson-Amerikan ittifakı kapitalist iktisat modellerini kullanarak insanlığın önüne; kaynakların tamamına sahip olarak daha fazla zengin olabilmek, daha fazla tüketebilmek, mevcut refahlarını dünyanın diğer bölgelerindeki insanların aleyhine olacak şekilde arttırarak sürdürmek amaçlarını gerçekleştirmek üzere küreselleşme ideolojisini çözüm olarak dayatmıştır. Küreselleşme bu anlamda sömürgeciliğin yeni bir tanımıdır.

Küreselleşme; emperyalizmin ana motor gücü ABD ve AB tarafından dayatılan ve bir ulus devletin var olmasını sağlayan ulusal güç unsurlarının (toprak–toprak altı ve üstü doğal kaynaklar–nüfus ve ekonomik güç) hiçbir karşı şart ileri sürülmeksizin emperyalist güçlerin ulusötesi kartellerine teslim edilmesi işleminden ibaret bir teslimiyet protokolüdür.

Ülkemiz bu protokolle dayatılan şartları hükümetler aracılığıyla 1980’li yıllardan bu yana ulusal ekonomi ve ulus çıkarları hilafına kabul etmiş ve ulusal güç unsurlarını insanlık tarihinin en vahşi emperyalist devletleri olan İngiltere ve ABD’nin uluslarüstü kartellerinin eline teslim ederek Türk ulusu ve devletini yok edici bir yönetim tarzı benimsemişlerdir.

Bu çerçevede; ulusötesi sömürgeci sermaye ülkemiz içinde serbestçe dolaşır hale getirilerek, savunma sanayii, rafineri, iletişim, bancılık da dahil olmak üzere her sektörde mülkiyet ve imtiyaz edinim hakkına kavuşturulmuş, tekellerimizin kapıları ardına kadar sömürgeci sermayeye açılmıştır. Doğal kaynakların üretim ve tüketiminde ulusal ve toplumsal çıkarlar değil ulusötesi sermaye ve sömürgeci ülkelerin çıkarları gözetilir hale gelinmiş ve bunlara doğal kaynaklarımız üzerinde sınırsız tasarruf yetkisi tanınmıştır. Sömürgeci sermayeye doğrudan yabancı yatırım maskesi takılarak, bunların ülke içerisinde elde ettikleri kârın ülke dışına sınırsız bir şekilde taşımalarına seyirci kalmak bir yana bunu teşvik edici yasalar çıkarılmıştır. Herbiri bir devlet büyüklüğünde olan ulusötesi ve sömürgeci sermaye, cılız, takatsiz yerli sermaye ile eşit sayılarak yerli sermayedarın ve milletin ezilmesine seyirci kalındığı gibi, ulusal sınırlar içinde sömürgeci sermaye teşvik edilir hale getirilmiştir...

Ülkemizin içinde bulunduğu durum ve ülkeler için bir doğma niteliği kazandırılmış Batı kökenli iktisat karşısında;

Bu yazıyla,Ulusal birlik ve bütünlüğümüze, Cumhuriyetimize yönelik tehdit ve tehlikeleri işaret ederek Türk ulusunu uyandırmaya ve bilgilendirmeye çalışarak, Milli Ekonomi Modeli’yle Türk ulusu ve devletinin bağımsızlığını yeniden kazanması tek arzumuzdur. Ve bizlere ülkemizin içinde bulunduğu vahim durumdan kurtulması ve bağımsızlığımızın tekrar kazanılması noktasında; milletin ve devletin tam anlamıyla milli bir niteliğe kavuşması gerçeğini ortaya koyduğu gibi ulusal güç unsurlarımız olan “toprak–toprak altı ve üstü doğal kaynaklar–nüfus ve ekonomik gücün” bağımsızlığa giden yolda nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunu yalın bir biçimde anlatılıyor.

News - TR

Dünya Haritası...map of the world